"Menhiyât-ı şer’iyede illet, emr-i İlahidir ve nehy-i İlahidir. Maslahatlar ve hikmetler ise, müreccihtirler.." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasakların hakiki sebebi ve hikmeti, menfaatli ve zararlı olmaları değil, onun emretmesi ve yasaklamasıdır.
Üstad Hazretlerinin ifade ettiği gibi bir hükmün hikmeti ayrı illeti ayrıdır. Hükmü geçerli kılan hikmet değil, illetidir. Hükmün illeti yani varlık sebebi ise Allah ve Resulünün (asm) emridir. Hikmet olmasa da emir hükmü devam ettirir. Hikmet sadece o emrin süsü ya da dünyevi meyveleri hükmündedir. Bu süs ve meyveler olmasa da hüküm yine bakidir. İşte bütün farz ve sünnetlerin illeti yani hakiki varlık sebebi emr-i İlahidir.
"DOKUZUNCU NÜKTE"
"Mesail-i şeriattan bir kısmına 'taabbüdî' denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir."
"Bir kısmına 'makulü'l-mana' tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakikî illet, emir ve nehy-i İlâhîdir." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Kısım.)
İbadetlerin bir kısmı akıl ile izah edilemez. Akıl bir ibadette hiçbir hikmet ve fayda bulmasa bile, o ibadet aynen devam eder ve yapılması zaruridir. Bu tarz ibadetlere taabbüdi deniliyor. Namazın birtakım hareketleri, rekât sayıları, oruçtaki birtakım faydalar, tesbihin otuz üç defa çekilmesi, haccın bir kısım menasiki gibi ibadetler akıl ve makullük ile izah edilemezler, ama yapılmaları zaruridir.
Bir de makullük yönü, yani akli ciheti ağır basan ibadetler vardır. Yani hikmet ve faydası o ibadetin emredilmesinde mühim bir sebep hâline gelmiştir. Yalnız şu var ki, hikmet ve fayda onun emredilmesinde ne kadar mühim de olsa, asıl emredilme illeti olan nehiy ve emir yerine geçemez.
Mesela, zekât ve sadaka, zengin ile fakir arasında içtimaî açıdan çok hayati bir maslahat ve hikmettir. Belki mali ibadetlerin, şeriatın bir kanunu olmasında bu maslahatların mühim bir payı vardır. Ancak bu ibadetlerin yapılmasındaki asıl maksat, Allah’ın emri olmasıdır.
Allah’ın emrettiği şeylerde maddi ve manevi birçok fayda ve hikmetler olduğu gibi, yasakladığı şeylerde de nice zararlar ve çirkinlikler vardır. Ama bu zararlar ve menfaatler, hükmün illeti, yani sebebi değillerdir. Hükmün asıl illeti Allah’ın emretmesi ve yasaklamasıdır. Bu fayda ve zararların gitmesi ve kalkması hükmü, yani emir ve yasağı ortadan kaldırmaz.
Emir ve yasaklara takılan fayda ve zararlar, her zamanda aynı olmayabilirler. Bazen bir bölgede zararlı olan bir haram, başka bir bölgede zarar vermeyebilir. Zarar vermedi diye haram hükmü bozulmaz, ortadan kalkmaz yasak devam eder.
Bu bakış ve hüküm; Ehl-i sünnete aittir. Mutezileye göre ise hükmün, yani emir ve yasağın asıl illeti yani sebebi fayda ve zarardır. “Yasak edilen şeydeki zarar kalkarsa, yasak da kalkar. Emirdeki fayda giderse, o emir de düşer.” diye safsata yapıyorlar.
Mesela Allah, hınzır / domuz etini yasaklarken, insan sağlına zarar verecek birçok özellikleri de beraberinde yaratmıştır. Ama bu zarar mutlak ve umumi olarak her bölge ve iklime şamil değildir. Onun için Üstad Hazretleri soğuk iklime sahip olan Avrupa bölgesinde hınzır etinin maddi zararlarının olmayabileceğine işaret ediyor; ama zararın olmaması yasağı ortadan kaldırmaz, diye de ihtar yapıyor.
Doktor, hınzır etinin zararları giderilirse, etin helal olabileceği görüşünü ileri sürüyor. Üstad Hazretleri de "Domuz etinin haram kılınma sebebini fayda ve zarar bakımından değil, Allah’ın emir ve yasağı" noktasından bakıp, bu batıl fikre itiraz ediyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
S.a. "Maslahat ve hikmetlerin müreccih olması"nı şöyle anlıyorum: Cenab Hak Hakîm ismi mucibince her işinde nihayetsiz hikmetler takip ediyor. Devamlı hikmetleri gözetiyor. Hikmetiyle irade ediyor. İşte bazı emir ve yasaklarında da hikmet ciheti öne çıkıyor, tebarüz ediyor. Yani bazı mühim hikmetlerden dolayı Cenab Hak o şeyi emir veya nehyetmiştir. İşte buna "hikmetlerin müreccih olması" deniliyor. Yani hikmetler, emir veya nehyin tercihine bir sebep olabiliyor.
Devamında sorduğunuz kısım da yine bu manayı ifade ediyor. Yani Cenab Hakk'ın emir ve nehyinin bir şeye taallukuna, yani onun emredilmesi veya nehyedilmesinde hikmetler büyük rol oynayabilir.
Fakat bununla beraber, zaten sorduğunuz kısmın da devamında izah edildiği gibi, 21. Sözün 4. Vechinde, bu mesele hakkında ehl i sünnet in tarz i nazari nasıl olmalıdır, güzel izah edilmiş. Yani hikmetler her ne kadar müreccih de olsalar, esas olan Allah'ın emri ve nehyidir. Emreder hasen olur, nehyeder çirkin olur. Bundan dolayı bir meseledeki hikmetleri göremiyorsak, bundan dolayı o mesele hakkındaki hükmü iptal etmeye hakkımız yoktur. Veya kendimizce daha kuvvetli bir hikmet bulsak, o hükmü tağyir etmeye veya yerine hüküm koymaya hakkımız ve yetkimiz yoktur. Zira 27. Söz 5. Manide denildiği gibi, Hikmet ve Maslahat ise tercihe sebeptir, icaba, icada medar değildir. Hutbe i şamiyede de şöyle bir ifade geçiyor, hüküm maslahata bina edilmez. ...muayyen bir haddi yok, su i istimale müsait bir batakliktir. Hükm ü fetva ona bina edilmez. İsaratul icazda da, mazbut ve miktarı muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünkü miktarı bir had altında alınmadığından su i istimale uğrar.
Hulâsa, hükümlerde esas olan emirdir ki ona illet tabir olunur. Hikmet ve Maslahatlar ise müreccih olabilirler, yani tercihe sebeptir. Fakat illetin yerini tutamaz ve yerine geçemezler, illet yerine ikame olunamazlar.
ismi hakim noktasında sebep olabilir denilirken ne demek istenmiş
Allah'ın Hakim ismi "her işi hikmetli, her şeyi yerli yerinde ve faydalı yapan" anlamına gelen bir ismidir. Yani, Allah’ın yarattığı, emrettiği ve yasakladığı hiçbir şey boş ve amaçsız değildir demektir. Allah’ın her bir emrinde ya da yasağında mutlaka bir hikmet bir yarar bir amaç vardır.
Lakin bu hikmet ve faydalar Allah’ın emir ve yasağının hakiki illeti ve gerekçeleri değildirler. Mesela abdestin en büyük hikmeti temizliktir ama abdestin illeti (emredilme gerekçesi) temizlik değil Allah’ın bu ibadeti emretmesidir. Hikmet olmasa ya da ortadan kalksa bile emir devam ettiği için abdest almaya devam etmek zorundayız.
İllet (Gerçek Gerekçe) bir hükmün doğrudan ve yasal olarak dayandığı asli nedendir. İslam hukukunda bir ibadetin illeti, Allah'ın o ibadeti emretmesidir. Bu, değiştirilemez ve ortadan kaldırılamaz. Abdestin illeti temizlik değil, Allah'ın emridir.
Hikmet ve maslahat (Fayda ve Gaye) ise bir hükmün konulmasındaki arka plandaki amaç ve faydalardır. Bunlar, o hükmün akli yönünü ve insana ne kazandırdığını gösterir. Abdestin hikmeti temizliktir.
Bu yüzden, bir ibadetin hikmeti ortadan kalksa bile, o ibadete dair emir devam eder, çünkü onun gerçek illeti (gerekçesi) Allah'ın emridir, temizlik gibi bir hikmet değildir.