Risale-i Nur'da "Kölelik" konusu işlenmiş mi?
Değerli Kardeşimiz;
Kölelik konusunda Risale-i Nur'da çok geniş ve etraflı bir değerlendirme bulunmuyor. Lakin bazı kısa ve veciz ifadeler geçmektedir. Şöyle ki:
"Beşerin başı ihtiyar; edvâr-ı hamsesi var. Vahşet ve bedeviyet, memlûkiyet, esaret, şimdi dahi ecîrdir, başlamıştır, geçiyor..." (Sözler, Lemeat)
"Birincisi: Ehl-i dünyanın ve maddî tarihin nazarıyla, nev-i beşerin hayat-ı içtimâiyesi noktasında bakılsa, görülüyor ki hayat-ı içtimâiye-i siyâsiye itibariyle beşer birkaç devri geçirmiş.
- Birinci devri vahşet ve bedevîlik devri,
- ikinci devri memlûkiyet (kölelik) devri,
- üçüncü devri esir devri,
- dördüncüsü ecir devri,
- beşincisi mâlikiyet ve serbestiyet devridir.
"Vahşet devri dinlerle, hükûmetlerle tebdil edilmiş, nim-medeniyet devri açılmış. Fakat, nev-i beşerin zekîleri ve kavîleri, insanların bir kısmını abd ve memlûk ittihaz edip hayvan derecesine indirmişler. Sonra bu memlûklar dahi bir intibâha düşüp gayrete gelerek o devri esir devrine çevirmişler; yani, memlûkiyetten kurtulup fakat el-hükmü li'l-ğâlib olan zâlim düsturuyla yine insanların kavîleri zayıflarına esir muâmelesi yapmışlar. Sonra, İhtilâl-i Kebîr gibi çok inkılâplarla, o devir de ecîr devrine inkılâp etmiş. Yani, zenginler olan havas tabakası, avâmı ve fukarayı ücret mukabilinde hizmetkâr ittihaz etmesi, yani sermaye sahipleri ehl-i sa'yi ve ameleyi küçük bir ücrete mukabil istihdam etmeleridir."
"Bu devirde sû-i istimâlât o dereceye vardı ki, bir sermayedar, kendi yerinde oturup, bankalar vâsıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde; bir biçare amele, sabahtan akşama kadar, tahte'l-arz madenlerde çalışıp, kut-u lâyemût derecesinde, on kuruşluk bir ücret kazanıyor. Şu hal, müthiş bir kin, bir iğbirar verdi ki, avâm tabakası havâssa ilân-ı isyan etti. Şu asrın tâbiriyle, sosyalistlik, bolşeviklik sûretinde, evvel Rusya'yı zîr ü zeber edip geçen Harb-i Umûmiden istifade ederek, her yerde kök saldılar. Şu bolşevizmin perdesi altındaki kıyâm-ı avâm, havâssa karşı bir kin ve bir tezyif fikrini verdiğinden, büyüklere ve havâssa âit medâr-ı şeref her şeyi kırmak için bir cesaret vermiş." (Yirmi Sekizinci Mektup, Altıncı Risâle Olan Altıncı Mesele)
Birinci devir vahşet ve bedevîlik devri: Bu devir tekâmül kanunun gereğince, insanlığın en basit bir dönemidir. İçtimaî yapıdan çok, ferdi hayat ön plandadır. Geçim toplayıcılık ve avcılık ile yapılmaktadır. Mülkiyet ve ekonomik münasebetler yok denecek kadar azdır.
İkinci devri memlûkiyet devri: Artık insanlık ilk devreye göre biraz daha sosyalleşip iktisadi münasebetlere girmiştir. Güçlü olanlar zayıfları hâkimiyeti altına alıp köleleştirmiştir. Onların emeklerini ve hürriyetlerini kendi uhdesine alıp, kendini efendi diğerini köle olarak görüyorlar.
Üçüncü devri esir devri: İnsanlık bu üçüncü evrede artık kölelik değil, beylik ve kabilecilik mantığı ile küçük site devletleri kurmuş ve birbirlerine siyasi ve askeri güçlerle sahip olmaya başlamıştır. İki devletten birisi yenildiği zaman diğerinin esiri olmuştur. Bir cihetle ferdi kölelikten sınıf köleliğe geçiş var.
Dördüncü ecir devri: Bu devrede insanlık artık kölelik ve esareti yıkıp birtakım haklar elde etmiş ve az da olsa hürriyete kavuşmuşlardır elde etmiştir. Artık kimse kimsenin kayıtsız şartsız kölesi ya da esiri değildir. İnsanlar hür iradesi ile kendi hayatının temel şartlarını oluşturabilirler. Lakin iktisadi açıdan herkes mülk sahibi olmadığı için, mecburen geçinmek için bir mülk sahibinin işinde gönüllü çalışmak durumundadır. İşte mülk sahibi ile işçi arasında bu ücret sisteminin hâkim olduğu evreye ecir yani ücret dönemi deniyor. Burada da insanlık birçok sıkıntılarla karşılaşıyor, bu kez de sermeye-emek çatışması ve mücadelesi başlıyor. Komünizm ve kapitalizm bloklaşması bunun neticesinde çıkmıştır.
Beşinci mâlikiyet ve serbestiyet devridir: İnsanlığın bu evresi en kâmil ve en olgun dönemidir. Artık insanlar arasında katı ve geçilmez sınıflaşmalar yok, iktisadi nizam hakça bir paylaşım şeklinde şekilleniyor. İnsanlar bir cihetle kendi mülkündeymiş gibi rahat şartlar içinde geçimini temin edecek bir kıvama gelmiştir. Eski dönemdeki sıkıntıların büyük bir kısmı, deneme yanılma yolu ile ya da dinlerin ahlaki değerleri ile halledilmiştir.
Bir insanın bebeklikten ihtiyarlığa tekâmül etmesi gibi, insanlık da içtimaî, siyasi ve iktisadi açıdan böyle bir tekâmül evresi geçirmiş ve geçirmektedir. Üstad Hazretleri burada bu manaya işaret ediyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü