"Devletler milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira, beşer esir olmak istemediği gibi, ecir olmak da istemez." ifadesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan bebeklik dönemi ile başlayıp gençlik, ihtiyarlık ve ölüm ile son bulan bir hayat geçirir. Bu safhalar ve dönemler basitten mükemmele doğru seyreder. Bu merhaleler içerisinde insan çok zorluklar ve meşakkatler çekerek kemal bulup olgunlaşır. Bu devirler ve tekâmül geniş mânada insanlığın siyasî ve içtimaî hayatında da caridir. Aynı şekilde toplumlar da basitten mükemmele doğru ilerleyip tekemmül eder.

Beşinci devir mâlikiyet ve serbestiyet devridir: İnsanlığın bu devresi en kâmil ve en olgun devresidir.

Artık insanlar arasında katı ve geçilmez sınıflaşmalar yok, iktisadî nizam adil bir paylaşım şeklinde şekilleniyor. İnsanlar bir cihetle kendi mülkündeymiş gibi rahat şartlar içinde maişetini temin edecek bir kıvama gelmiştir.

Eski devirlerdeki meselelerin büyük bir kısmı, bu dönemde tecrübe yolu ile ya da dinlerin ahlakî değerleri ile halledilmiştir.

Muhabere ve ulaşımın hızlı bir şekilde gelişmesi ile dünya büyük bir köy halini almış, meseleler ve çareler insanlığın müşterek meselesine dönüşmüştür. Dünyanın bir ülkesinde bir meseleye bulunan bir hal çaresi veya bir hastalık için yapılan bir ilaç, kısa bir zamanda dünyaya yayılıyor.

Patron ile işçi arasındaki geçim makası daralmıştır. Hatta bazen bir işçinin kafası patrondan daha rahat ve huzurlu olabilmektedir.

Kurulan sendikalar sayesinde işveren ile işçiler arasında muahedeler yapılmaktadır. Bunlar dünyanın birçok ülkesinde sistemli bir hale gelmiştir.

Üstad bu mânayı te’yid eden şu tespitleri yapıyor:

"Birincisi: Ehl-i dünyanın ve maddî tarihin nazarıyla, nev-i beşerin hayat-ı içtimâiyesi noktasında bakılsa, görülüyor ki hayat-ı içtimâiye-i siyâsiye itibariyle beşer birkaç devri geçirmiş."

"Birinci devri: Vahşet ve bedevîlik devri,
İkinci devri: Memlûkiyet devri,
Üçüncü devri: Esir devri,
Dördüncüsü: Ecir devri,
Beşincisi: Mâlikiyet ve serbestiyet devridir."

"Vahşet devri, dinlerle, hükûmetlerle tebdil edilmiş, nim-medeniyet devri açılmış. Fakat, nev-i beşerin zekîleri ve kavîleri, insanların bir kısmını abd ve memlûk ittihaz edip, hayvan derecesine indirmişler. Sonra bu memlûklar dahi, bir intibâha düşüp gayrete gelerek, o devri, esir devrine çevirmişler. Yani, memlûkiyetten kurtulup, fakat el-hükmü li'l-ğâlib olan zâlim düsturuyla yine insanların kavîleri, zayıflarına esir muâmelesi yapmışlar."

"Sonra, İhtilâl-i Kebîr gibi çok inkılâplarla, o devir de ecîr devrine inkılâp etmiş. Yani, zenginler olan havas tabakası; avâmı ve fukarayı ücret mukabilinde hizmetkâr ittihaz etmesi, yani sermaye sahipleri, ehl-i sa'yi ve ameleyi küçük bir ücrete mukabil istihdam etmeleridir."

"Bu devirde sû-i istimâlât o dereceye vardı ki, bir sermayedar, kendi yerinde oturup, bankalar vâsıtasıyla bir günde, bir milyon kazandığı halde; bir biçare amele, sabahtan akşama kadar, tahte'l-arz madenlerde çalışıp, kut-u lâyemût derecesinde, on kuruşluk bir ücret kazanıyordu."

"Şu hal, müthiş bir kin, bir iğbirar verdi ki, avâm tabakası havâssa ilân-ı isyan etti. Şu asrın tâbiriyle, sosyalistlik, bolşeviklik sûretinde, evvel Rusya'yı zîr ü zeber edip geçen Harb-i Umûmiden istifade ederek, her yerde kök saldılar. Şu bolşevizmin perdesi altındaki kıyâm-ı avâm, havâssa karşı bir kin ve bir tezyif fikrini verdiğinden, büyüklere ve havâssa âit medâr-ı şeref her şeyi kırmak için bir cesaret vermiş."(1)

Eski devirlerde tebeddül ve tağayyürler, devlet ve din eli ile yapılırdı. Eskiden savaşlar, devletler ve milletler arasında yapılırdı. Şimdi zengin ile fakir arasında ya da firmalar arasında yapılıyor. İçtimaî ve siyasî şartların değişmesi, insanlığının birçok devirler geçirmesinin neticesinde, artık birçok şey sendikalar, Sivil Toplum Kuruluşları ve vakıfların eliyle yapılmaktadır.

O zaman, Rusya’daki fakir ile Türkiye’deki fakir arasında sınıf münasebeti ve sınıf kardeşliği teşekkül etti ve savaş bütün dünyaya yayıldı. Komünizm, bunu çok iyi kullanarak, kavgayı dünyaya yaydı. Karl Marks’ın on sayfalık manifestosunun bütün işçi sınıflarını harekete geçirmesinde bu içtimaî hakikatin payı çok büyüktür.

Nasıl ki, eski savaş vasıtalarının yerini yeni silahlar aldı ise, eski içtimaî yapılar da yerini yeni yapılara terk etti. Mücadele ve mücahedeler, devletlerin ve milletlerin elinden içtimaî sınıfların eline geçti. Savaş vasıtaları da ikna, hitabet ve diplomasiye dönüştü, ona terk-i mevki etti.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Altıncı Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...