“Her bir zerrede, Vâcibü’l-Vücudun vücuduna ve vahdetine iki şahid-i sadık vardır.” İzah eder misiniz, hususan şahitlerin sadakati noktasını açar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
"Her bir zerrede, Vâcibü'l-Vücudun vücuduna ve vahdetine iki şahid-i sadık vardır. Evet, zerre, acz ve cumuduyla beraber, şuurkârâne büyük vazifeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla Vâcibü'l-Vücudun vücuduna kati şehadet ettiği gibi; harekâtında nizamat-ı umumiyeye tevfik-i hareket edip, her girdiği yerde ona mahsus nizamatı müraat etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle Vâcibü'l-Vücudun vahdetine ve mülk ve melekûtun mâliki olan Zâtın ehadiyetine şehadet eder. Yani, zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur." (Sözler, Otuzuncu Söz, İkinci Maksat.)
Zerrenin, Allah’ın varlığına ve birliğine birinci sadık şahitliği, âciz ve cansız olmasıdır. Zerre hem âciz hem de cansız olduğu için, kendinden hâsıl olan binlerce hikmete sahip olamaz. Zira âciz ve cansız bir varlıktan şuurlu ve hikmetli bir iş, bir icraat çıkamaz.
Kalem, hem aciz ve hem de cansız bir varlık olduğu için, “kitabı kalem yazdı ya da şirket sözleşmesini kalem imzaladı”, denilemez. Kalem kendi başına ne tek bir kelime yazabilir ne de bir imza atabilir. Aynı şekilde zerre de bir kalem gibidir, onun yaptığı hikmetli işlerin arkasında ilmi muhit, kudreti nihayetsiz, iradesi mutlak olan Allah vardır. O zerre de lisan-ı haliyle; "Bu işleri benim gibi aciz ve cansız bir zerrenin yapması mümkün değildir; bu harika işlerin arkasında Rabbimin sonsuz kudreti var." diye ilan ediyor.
Zerrenin ikinci sadık şahitliği ise; girdiği her bünyenin yapısına göre iş yapmasıdır. Sanki o zerre daha önce orada talim etmiş gibi hareket ediyor, acemilik çekmiyor. İnsanın bedenine geçtiğinde, aynı ustalık ve ahengi orada da gösteriyor.
Hâlbuki her maddenin, meselâ her elmanın ve her insanın bünyesi ve çalışma sistemi tamamen birbirinden farklıdır. Ya "Zerre, bütün kâinatın ve her bünyenin işleyişini ve sistemini bilecek kadar bir şuura ve ilme sahiptir.", diyeceğiz ya da "Zerre, her şeyi bilen ve yaratan bir Zât’ın memurudur, onun talim ve sevki ile hareket ediyor." diyeceğiz. İşte zerrenin şu vaziyeti zahir ve kat’î bir surette Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eder.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Zerre nizamat-ı umumiyeye tevfik-i hareket etmekle Allah’ın hem vahdetine hem ehadiyetine nasıl şahitlik etmiş oluyor? Vahdet ve ehadiyetine şehadet etmesini ayrı ayrı açıklar mısınız?
Vahdet tevhidin umumi şeyler üzerinde görülmesi iken ehadiyet ise tevhidin her bir cüzi ve hususi şeyler üzerinde görülmesidir.
Mesela güneşin okyanus üzerinde tecelli ve yansıması vahdet iken okyanusun bir damlası üzerindeki tecelli ve yansıması ise ehadiyet oluyor. Okyanas ile damla arasında ki uyum, irtibat, bağ ve karşılıklı ilişki tevhidin en büyük ispatı oluyor. Damla kiminse okyanus onundur okyanus kiminse damla da onundur. Damla tevhidin ehadiyet şeklinde tecellisi iken okyanus ise vahdet ya da vahidiyet şeklinde tecellisi oluyor.
Nizam-ı umumi vahdet ve vahidiyeti zerrenin bu genel düzene uygun hareket etmesi de ehadiyeti gösteriyor. Kör, sağır, şuursuz bir zerrenin nizam-ı alemi görmesi, bilmesi ve ona göre adım atması mümkün olmadığına göre demek zerrenin arkasında tevhit var demektir. İşte zerrenin arkasında görünen bu tevhit ehadiyet oluyor yani küçük bir atomun arkasında Allah’ın varlığı ve sıfatları tezahür ediyor demektir. Aynı mana bütün kainatın arkasında tezahür edince ona da vahdet ve vahidiyet deniyor.
Vahidiyet ve Ehadiyet ikisi de Allah’ın birliğini ifade eder. Ancak Vahidiyet, Allah’ın umum kâinattaki birlik tecellisini, Ehadiyet ise kâinat içindeki her bir varlıkta görünen birlik tecellisini ifade eder.
Meselâ küçük ayna parçalarından bin tanesini yan yana koyup büyük bir ayna meydana getirsek, güneşin bu aynalarda iki türlü görüntüsü olur. Biri, parçalardan oluşan aynanın bütününde görünen tek bir görüntü, diğeri ise o bin parçanın her birinde görünen ve güneşi olduğu gibi gösteren birlik görüntüleri. Fakat parçalardan oluşan aynanın çapı ihata edemeyeceğimiz kadar büyütülse, aynanın tümünde görünen görüntüyü biz de ihata edemeyiz ve o görüntü hakkında tam bir bilgiye sahip olamayız. Ancak aynayı oluşturan parçaların her birindeki görüntüyü rahatlıkla görebilir ve güneş hakkında bilgi edinebiliriz.
Kâinatın umumunda tecelli eden o isim ve sıfatlar, çok azametli ve muhit olmasından, okunması ve ihata edilmesi herkese müyesser olmuyor. Onun için Allah, o kâinatın umumundaki azametli ve muhit olan tecelli yazısını herkesin rahat ve kolaylıkla okuyabileceği bir seviyeye indiriyor.
Biri kâinatın bütününde, diğeri ise kâinatı meydana getiren her bir varlıkta görünen birlik tecellisidir. Kendisini tanımakla yükümlü kıldığı kulları O’nu bilmede ve tanımada güçlük çekmesinler diye vahidiyetle beraber ehadiyet tecellisini de bize göstermektedir.
1.şehadette; o düzenlerden birinin içinde o işleri kendi başına yapması, sadece o düzen incelenerek, o zerrenin işinin aslında ağır olmasıdır. Bu ağırlıktan dolayı o zerrenin her bir hareketinin sahibinin Allah olmasıdır.
2.şehadette de bu birinci şehadeti içine alan durum var ama bütün düzenlerin hepsine uyarak çalışması da bir zerrenin kendi başına kaldırabileceği bir yük değil diyor. Farklı düzenler karşılaştırılıyor. Karşılaştırmadan dolayı bir düzende o büyük işi yapan zerre, farklı ve birbirine neredeyse hiç benzemeyen bir düzende yine işini görmesi anlatılıyor. Mesela birinci şehadette, bir insan düşünün, aslında hiçbir becerisi yok bir anda marangoz gibi çalışmaya başlıyor. Bu marangozun işinin zorluğu ve o işi herkes yapamayacağı için, o zanaatin büyüklüğü olsun. Aynı marangoz o işi yaptıktan sonra bir de bakıyorsunki aynı adam hem tesisatçı, hem elektrikçi, hem kasap vs ne kadar iş kolu varsa hepsinde maharetlidir. Çok yönlü olması da bu işleri yine kendi başına yapamayacağını gösterir. Ne olursa olsun, o işler hem tek yönlü büyük, hem çok yönlü de büyüktür. Hem iki şehadet de mucizedir.
Mesela bir zerrenin yaptığı işin büyüklüğü o zerrenin o sistemde olmadığı zaman nelere yol açtığı ile bellidir. Bazı atomlar, sistemden çekildiklerinde belki sistem bunu kısa vadede tolere edebilir ama uzun vadede yıkımdır. Temel atomlar sistemden çekildiğinde ise direkt yıkım olur. Mesela hidrojen sistemden çekilirse su olmaz. Su olmazsa hayat olmaz. Karbonu çekersen dna olmaz vs. Oksijeni çekersen hücre ölür vs.