"Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var. Fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek, Cenab-ı Hakkın hikmetine tabidir." cümlelerini izah edebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ayette de ifade edildiği gibi, Allah her duaya mutlaka cevap veriyor. Ancak her duayı kabul etmek Allah’ın sonsuz hikmetine bağlıdır; ya aynısını verir ya daha güzelini verir ya da o kulun hakkında hayırlı olmadığını bildiği için vermez. Bu hakikati Üstat Hazretleri bir çocuğun hekimden belli bir ilacı istemesiyle izah ediyor. Hekim o isteği ya aynen kabul eder yahut daha faydalı bir ilaç verir veya çocuğun isteğinin kendisi için zararlı olduğunu bildiği için hiç vermez. Biz de hakkımızda neyin daha hayırlı olduğunu bilmeme noktasında o çocuk gibiyiz. Duamızı bir ibadet şuuruyla yapmalı ve netice için Rabbimizin hikmetine ve rahmetine itimat etmeliyiz.

Bazen de dua ahiret hesabına kabul edilir. İnsan dünya nimetlerine kavuşmak için dua eder, Allah da bu duayı ahiret adına kabul edip cevap verir. Mesela, kişi bu dünyada ev ister, Allah hikmetine muvafık düşmediği için o kişiye cennette ebedi bir köşk inşa eder.

Üstad Hazretleri bu hususu şöyle izah ediyor:

"Mesela, birisi kendine bir erkek evlat ister. Cenab-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evladını veriyor. 'Duası kabul olunmadı.' denilmez. 'Daha evla bir surette kabul edildi.' denilir. Hem bazen kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası ahiret için kabul olunur. 'Duası reddedildi.' denilmez. Belki, 'Daha enfâ bir surette kabul edildi.' denilir ve hakeza..." (1)

1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Zeyl.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 20.520
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

beratberkgozen35

Fakat üstad başka bir yerde de.. ihlâsla kim ne isterse Allah onu verir diyor... Mesela bir kişi çocuğum olsun diye ihlâsla yıllarca dua ediyor. Ama Allah biliyor ki onun evladı olmaması o kişi için daha hayırlı.. Şimdi burada... Allah, o kişi ihlâsla istediği için ona çocuk nasip eder mi ? Yoksa ona zarar olacak diye vermez mi ?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Allah’ın o kişiye istediğini aynen vermemesi de bir cevap bir vermek oluyor. Biz vermeyi ve cevabı genelde istediğimizi aynen almak olarak zannediyoruz. Allah’ın uygun olmadığı için ona istediğini vermemesi onu koruduğu ona değer verdiği anlamına gelen bir cevaptır ki bu da aynen vermesi kadar değerli ve önemli bir mukabele ve icabdır.

Hasta bilmediği için doktordan ihlasla zehir istiyor doktor da hastaya bu zehri vermeyerek ona cevapların en güzelini vermiş oluyor. Bu durumda kimse doktor hastaya cevap vermedi diyemez.

Dua bir ibadettir ihtiyaçlar ise bu ibadetlerin vaktinin geldiğini gösterir yoksa dua bir alış veriş aracı değildir. İhlaslı bir kul dua ile Allah’tan bir şeyler almayı düşünmez Allah’a el açmayı ve acizliğini Ona ilan etmek ihlasın esas gayesi ve özüdür diye düşünür.

Özetle her duaya cevap vardır ama her duaya aynı ile mukabele etmek Allah’ın hikmetine bakar uygunsa verir değilse vermeyerek ona en güzel cevabı vermiş olur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
beratberkgozen35

Sorumu tekrar okur musunuz 

Ben bunu sormamıştım...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Cenab-ı Hak her ihlaslı talebi karşılıksız bırakmadığı bir vakıadır. Bir külli hakikattir. Lakin her külli kaidenin bir de şüzuzat dediğimiz istisnaları vardır. İşte bazen hayırlı bir duanın meyvesi, bazen Allah'ın o zatın istikbalde yapacağı hayırlı bir işin mükafatı veya başka hikmetli sebeplerden dolayı, bir insanın - bilmeyerek - kendisine zararlı olacak bir şey istemesini geri çevirebilir. Veya istediği şeyden daha hayırlı bir şeyle mükafatlandırabilir. Allah kendi iradesini hiç bir kaideyle % 100 bağlamaz. İstediği gibi muamele eder. 

Zaten Hz. Meryem'in annesi bir erkek çocuk istemesi o kadar ihlaslı idi ki, onu emzirmeden Süleyman mescidine vakf etmek niyetindeydi. Bunun için Allah'ın kendisine erkek çocuk vermesi için hem ihlas hem samimiyet dolu duasını her daim yapıyordu. Ama Allah binlerce erkekten daha hayırlı Hz. Meryem annemizi ona hediye etti. 

Onu doğurduğu zaman: "Ya Rab, onu kız doğurdum" dedi. Oysa ne doğurduğunu Allah daha iyi biliyordu. Halbuki  erkek, kız gibi değildi; ben onun adını Meryem koydum ve işte onu ve soyunu taşlanmış şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.

فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنثَى وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالأُنثَى وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وِإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mtahir42

Allah’ın takdirine razı olmak gerektiğini biliyoruz. Peki Allah’tan yeni bir şey istemek veya mevcut bir musibetin kaldırılmasını istemek, kişinin bulunduğu hâle razı olmadığını göstermez mi? Mesela “Allah’ım bana eş, araba veya ev ver” ya da “Bu musibeti üzerimden kaldır” demek ile rıza makamı nasıl bağdaştırılır? Yani bir kimse razıysa her türlü halden memnun olur yeni bir şey istemez ki? Rıza makamı böyle değil mi yanlış mı düşünüyorum? 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Yanlış bir değerlendirme yapmıyorsunuz, fakat rıza kavramının İslami ve insani boyutlarını eksik bir noktadan ele alıyorsunuz. Rıza makamı, hissizleşmek ya da ihtiyaç sahibi olmadığını iddia etmek değildir.

Dua İbadet ve İhtiyaçtır: İnsan yaradılışı gereği muhtaçtır. Allah’tan bir şey istemek, O’nun "Rezzak" (rızık veren) ve "Şafi" (şifa veren) sıfatlarını ikrar etmektir. İstediğiniz şeyin gerçekleşmemesi durumunda isyan etmemek rızadır; istemek ise kulluğun gereğidir.

Talebin Yönü: Rıza, başa gelen musibetten memnun olmak değil, o musibeti verenin Allah olduğunu bilip kaderine itiraz etmemektir. Bir dertten kurtulmayı yine O’ndan talep etmek, rızaya aykırı değil; aksine çareyi yalnız O’nda aramaktır.

Peygamberlerin Sünneti: Hz. Eyyûb (a.s.) şiddetli hastalığında "Rabbim, bana dert dokundu..." diyerek dua etmiş, Hz. Yakub (a.s.) üzüntüsünü Allah'a arz etmiştir. En yüksek rıza makamında olan peygamberler dahi Allah'tan talepte bulunmuştur.

Özetle; rıza isteği tamamen kesmek değil, istediğin olmadığında gösterdiğin teslimiyet ve sabırdır.

Hissizleşmek, duygularını bastırmak ya da donuk bir taş gibi eylemsiz kalmak teslimiyet değil; pasif bir kabullenme veya tükenmişliktir.

Gerçek teslimiyet ile bu hareketsiz hâl arasındaki temel farklar şunlardır:

Aktif Gayret vs. Atalet: Hakiki teslimiyet, insanın elinden gelen tüm imkânları ve gayreti seferber ettikten sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır (tevekkül). Hiçbir şey yapmadan durağan kalmak ise teslimiyet değil, tembelliktir.

Duyguları Yaşamak vs. Donuklaşmak: İnsan taş değildir; üzülür, korkar, arzular ve umut eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) oğlu İbrahim vefat ettiğinde gözyaşı dökmüş ve "Göz yaşarır, kalp mahzun olur, fakat biz Rabbimizin razı olacağından başka söz söylemeyiz" buyurmuştur. Duygu hissetmek insani, o duyguyla isyana düşmemek ise ahlakidir.

Talebin Diri Tutulması: İnsanın isteme arzusunu, yani "dua" ve "ümitsizliğe düşmeme" yetisini kaybetmesi ruhun canlılığını yitirmesidir. Dua, insanın acziyetini bilerek aktif bir şekilde çabalaması ve umut etmesidir.

Sonuç olarak; teslimiyet ruhun durağanlaşması değil, fırtınanın ortasında bile güvende olduğunu bilerek hareket etmeye devam edebilmesidir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...