Nurcularda diyalog çalışması yapan bir birim veya yapı var mı? Üstad diyalog girişimi başlatan kişi midir? Dinler arası diyaloğu eleştirenler mi, olması gerekir diyenler mi haklı?
Değerli Kardeşimiz;
Nur cemaati içinde diyalog kurma ile alakalı özel bir yapı ya da birim bulunmuyor. Nur cemaati içinde diyalog üzerine kurulmuş bir istatistik de mevcut değil.
Nur cemaati, İslam’ı muhtaç gönüllere ulaştırmak için ilim, ikna, müsbet hareket ve kavl-i leyyini esas alır. Bizim diyalogdan kast ettiğimiz mana da budur. Diyaloga hususi ve ayrı bir mana yüklemiyoruz. Şayet diyaloga Ehl-i sünnetin ruhuna uygun düşmeyen hususi ve ayrı bir mana yükleyen varsa, onlar zaten Nur cemaati içinden olamazlar.
Nur cemaati, bütün insanlığı özellikle de Ehl-i kitabı insani münasebetlere açık ve ümmet-i davet olarak görüyor.
Üstadımızın diyalog sınırı şeriatın müsaade ettiği sınırlardır. Şeriatın sınırlarını aşan bir diyaloga (Mesela, Müslüman bir kız ile Hıristiyan bir erkeğin evlenmesini normal görmek) Nur cemaatinin normal ve hoşgörü ile bakması mümkün değildir.
Nur cemaatinin ilim, ikna, müsbet hareket ve kavl-i leyyin esaslarından oluşan diyalog prensibi sadece Ehl-i kitaba değil bütün insanlığadır. Çünkü bu asırda geçer akçe müsbet hareket, kavl-i leyyin, ikna ve ilimdir; bunlar olmadan İslam’ın tebliğ edilmesi mümkün değildir.
Bu meseleyi çok fazla uzatmaya gerek yok, Nur cemaatinin diyalogdan anladığı şey yukarıda özetle ifade etmeye çalıştığımız gibi şeylerdir. Üstadımız bir papaza Risale-i Nur gönderirken, bu gayeler ile göndermiş, farklı ve sapkın bir diyalog anlayışı ile göndermemiştir. Bu ölçüleri aşan bir diyalog anlayışından da Nur cemaati sorumlu tutulamaz.
Peygamber Efendimiz (sav)'in iki türlü ümmeti vardır. Biri ümmeti icabet, yani, davetine kulak verip iman ederek icabet edenlerdir. Diğeri ise ümmeti davet, yani davetine henüz imanla karşılık vermemiş bütün insanlıktır. Bunlar potansiyel olarak hepsi Müslüman olmaya hazır insanlar demektir. Buna Ehl-i kitap da dâhildir. Budist, Mecusi de dâhil, davet noktasından ayrım yoktur.
Lakin yaklaşım yönünden ayrım ve tasnif vardır. Kur'an-ı Kerim'de sınıflandırmaya ve ayrıma işaret eden şu ayet vardır:
"Sen, iman edenlere, düşmanlık besleme bakımından onların en şiddetlilerinin Yahudiler ile Müşrikler olduğunu görürsün. Müminlere sevgi bakımından en çok yakınlık duyanların ise 'Biz Nasârayız (Hristiyanız)' diyenler olduğunu görürsün. Bunun sebebi, onlar arasında bilgin keşişlerin ve dünyayı terk etmiş rahiplerin bulunması ve onların kibirlenmemeleridir.” (Maide, 5/82)
Bu ayet bize şöyle bir metot gösteriyor, insanlara yaklaşımın onlarla diyalog kurmanın, onlarla sohbetin bir kalıbı ve bir tarzı yoktur. Kişinin veya cemaatin hal ve durumuna göre hareket etmek gerekir. Yoksa herkesi harbi ve düşman ilan edip, sürekli kavga ve savaş halinde olmak, hem fıtrata hem İslam dinine zıttır.
İnsanlara, İslam’ı götürmenin ve anlatmanın yolu karşılıklı konuşmaktan ve tanışmaktan geçer. İslam, umuru diniyede, yani dinin itikadi ve ibadete dair hususlarında onlara benzemek ve onları inkâr ve sefahat noktasından taklit etmemeyi ikaz edip yasaklamaktadır. Yoksa onlarla bütün alakayı kesin, düşmanca tavır alın demiyor.
Bir de insanın imani ve insani boyutlarının hükümleri farklıdır. İkisi birbirine karıştırılmamalıdır. Mesela, insan olarak, onlarla müşterekiz. Terör ve dinsizlik gibi meseleler hepimizin müşterek meselesidir. Bu sıkıntıların çözümünde onlardan faydalanılabilir. Bu noktada ayrışma olmaz. Ama imani olarak elbette onlardan ayrı ve farklıyız. İnsani yönümüze bakıp, imani yönümüzü de onlara benzetip ya da onları taklit edersek, o zaman hata etmiş oluruz.
Ehl-i kitab'ın, özellikle Hıristiyanların, diğerlerine nazaran İslam’a girmeye daha yakın olmasından, ayetteki ifade ve hükümler de ona göre olmuştur. Yani, Kur'an-ı Kerim'e dikkat edenler ve bütününe nazar edenler görürler ki, diyalogun mimarı, ne Üstad Hazretleri ne de başkalarıdır. Asıl mimar, Kitabımızın kendisidir.
İslam’a göre, Ehl-i kitap bir hanımla evlenmek, onların kestiğinin Müslümanlara helal olması ve bazı hak mezheplere göre mahkemede şahitlik yapabilmeleri, onlarla ticaretin olması, İslam devletinin hükmü altında vali, memur, hatta bakan bile olabilmeleri, diyalog hareketinin meşruluğunu gösterir. Burada ifade edilen hükümlerin hepsi, hayata ve insani yöne bakan meselelerdir. Yoksa inanç ve ibadet noktasından asla onlarla bağdaşmamız mümkün değildir.
Maalesef bu incelikten haberi olmayan bazı Müslüman kardeşlerimiz, ikisini birbirine karıştırıp, bazı faaliyet ve hareketleri de, sanki dinleri birleştirmek ve karma yeni bir din ihdas etmek diye yorumlamaktadırlar. Böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Zira İslam ile sair dinler temelden birbirine zıttırlar. Tevhid ile teslis nasıl uyuşabilir, bu mümkün değildir. Eleştiriler dini gayretten çok, siyasi ve taassubi mülahazalarla yapılmaktadır.
Bir de günümüzde hüküm, ilim, fen, ikna, ispat gibi şeylerle olmaktadır. Yoksa baskı zorbalık, kavga, hissiyat ile değildir. Bu ikinci yolla, iletişim ve ikna asrı bu zamanda bir yere varmak ve bir neticeyi elde etmek pek mümkün değildir. İslam âleminin ihyası birinci yolla ancak mümkün olabilir.
Risale-i Nur'un mesleği ispat ve delile bakar, icbar ve tahakküme değil. Hoşgörü, burada tarz ve üslubadır, yoksa batıl dinlere değildir. Peygamber Efendimiz (sav)'in davet ümmeti olan insanlığa, zamanın en tesirli silahı olan ispat, ikna, fen, ilim, kavli leyin ile yaklaşmak gerekir ki bunun yolu da diyalogdur.
Diyalogun Kur’an, Sünnet ve icma açısından bir mahzuru yoktur. Dolayısı ile Ehl-i sünnet açısından da güzel ve tesirli bir yaklaşım vasıtasıdır. Diyaloga yabani bakanların ekserisi dini ifrat şekilde yorumlayan ve çatışma ve kavga taraftarı olan müfrit insanlardır ki, bunların Ehl-i sünnet ve ilimle bir irtibatları yoktur.
Risale-i Nur'da bu mevzuyla alakalı birçok bahisler ve konular da mevcuttur. Meselâ:
1. Sulh seyyidü'l-ahkâmdır. Yani sulh hükümlerin ve kararların en güzeli ve efendisidir.
2. Dostun dostu dosttur. Düşmanın dostu düşmandır. Düşmanın düşmanı düşman kaldıkça dosttur.
3. İslamiyet uyum ve anlayış dini olup, niza ve husumet istemez.
4. Bir göz hatırı için çok gözler sevilir.
5. Düşmanlarla sulhkârane muamele, dostlarla mürüvvetkârane muaşeret.
6. Medenilere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.
7. Bizler muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.
8. Eğer düşmanlık icab ederse kalbindeki adavete adavet et.
9. Her bir kâfirin bütün sıfatları kâfir olmak icab etmez. Dolayısıyla bir kâfirin doğru ve Müslim bir sıfatı sevilebilir ve dost olunabilir.
10. Avrupa ikidir. Fenne ve teknolojiye güç veren kısmına dost olabiliriz; ama sefahet ve rezaletine muhalefet etmeliyiz.
11. “Tabiiyyunların münkir olmayan kısmı” ifadesiyle, onların tamamına muhalefeti yasaklıyor.
12. Kur'an-ı Kerim'deki; “Yahudi ve Nasarayı dost edinmeyin” ayetini, Üstadımız Münâzarat'ta işlerken, sadece dinlerine dost olmayı yasaklıyor.
13. Daire-i itikadı daire-i muamelata karıştırmayı uygun görmüyor.
14. Hristiyanların dindar ruhanileriyle Müslümanların ittifakını nazara veriyor.
15. Avrupa'nın ve Amerika'nın zekâ tarlaları diye vasıflandırdığı Bismarck ve Carlyle gibi filozofları nazara vererek takdir ediyor.
16. Osmanlı devletinin Almanlarla ittifakını takdir ediyor ve bahtiyar Almanlar tabirini kullandığını duymuşuz.
17. Peygamber Efendimiz (asv)'in Medine-i Münevvere'de müşriklerle ve Ehl-i kitapla ittifakını anlatarak diyaloğu nazara veriyor.
18. NATO’yu destekliyor.
19. Eski eserlerinde, dünyadaki mühim cereyanları değerlendirirken; komünizme karşı bütün sistemlerin ittifakını arzu ediyor ve teşvik ediyor.
20. Kastamonu Lahikası'nda İkinci Cihan Harbi ile alakalı değerlendirme yaparken, Hristiyanların mazlumlarının, masumlarının ve yardıma koşanlarının rahmet-i ilâhiyece taltif edileceğini söylüyor.
21. Amerikan misyonerleri ve Kur'an’ın talebelerinin dikkat etmelerini ve müşterek düşmanlarına karşı beraber olmalarını tavsiye ediyor.
22. Dini hakkı ve hakiki Hristiyanlığı arayan ve himaye eden büyük bir devletten bahsederek, diyaloga itibar ediyor.
23. Avrupa'dan ziyade Amerika ile asgari müştereklerde bir arada olmayı tavsiye ediyor.
24. Ahir zamanda İsa (as)’ın zuhuruyla hakiki Hristiyanlığın nüksedeceğini, İslamiyet ile omuz omuza geleceğini, İslamiyet metbu Hristiyanlık tabi makamında olacağını müjde vererek, diyaloga en ciddi takviyede bulunuyor.
25. Komşuluğun icabı olarak, komşu ülkelerle diyaloğun ve irtibatın önemini vurguluyor. Hatta bu hususta Ermenilerle bile husumetin bırakılıp dostluğun canlanmasını faydalı görüyor.
26. Dünyada sistemlerin değişeceğini; krallık ve saltanatın gidip yerine demokrasi ve cumhuri rejimlerin geleceğini, bunun ise temelinde diplomasi ve diyalogun olacağını, direnenlerin zamanın paletleri altında ezileceğini ifade ederek, malikiyet döneminin, vahşet, bedeviyet ve maddî mücadele dönemini kapatacağını, beşerin kuvvet ve kudretini, fesahat ve belagatten (diplomasiden) alacağını müjdeleyerek, diyalogun, barışın ve diplomasinin beynelmilel bir gerçeğe dönüşeceğini haber vermektedir.
Yukarıdaki maddeleri ve konuları, Külliyat'tan benzer örneklerle çoğaltabiliriz.
Mezkûr hakikatlerden anlaşılacağı üzere; dünyada esas olanın huzur, barış ve güven olduğu, bunun ise birliktelik ve diyaloglarla oluşacağına İslamiyet'te olduğu gibi, Risale-i Nur'da da ciddi manada izahları mevcuttur.
Daha geniş ve teferruatlı malumat hususunda kardeşlerimize; Tarihçe-i Hayat, Lemeât, İşaratü'l-İ'caz, Münâzarat, Sünuhat ve Lahikaları, ciddi manada okuyup tetkik etmeyi tavsiye ediyoruz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü