"Ey insan! Fenaya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenaya değil, bekaya gidiyorsunuz." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ey insan! Fenaya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenaya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz. Sahip ve Mâlik-i Hakikinin tarafına gidiyorsunuz..." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam)
Ölüm; “fâni olmak, yokluğa düşmek, toprak altının karanlık menzilinde çürümeğe ve dağılmaya terkedilmek” değildir. Ölümü böyle telakki etmek bir vehimdir. Hakikat şudur ki, insanlar yokluğa değil, daimî bir varlığa, yani ölümsüz ve zevalsiz bir hayata sevk edilmektedirler.
Kabir, imanla göçenler için âlem-i nurdur. Mümin o nur ile bütün sevdiklerine kavuşacak ve onlarla sohbet edecek, dünyadan daha güzel bir hayat sürecektir. Kabir hayatı insanın; “Sahip ve Mâlik-i Hakiki”sini bulmasında ve lütfuna mazhar olmasında bir berzahtır, bir geçiş âlemidir; baharın kış ile yaz arasında bir berzah olması gibi...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü