"Dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüzü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder." Dualar dünyevi istekler için okunmaz mı?

"Dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüzü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder." Dualar dünyevi istekler için okunmaz mı?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dua ve ibadetler; sırf Allah emrettiği için yapılır. Dua ve ibadetlerde asıl gaye Allah’ın rızasını kazanmaktır. Dua ve ibadetlerin dünyevi ve uhrevi birçok hikmetleri ve faydaları vardır, ama ibadet bu faydalar için yapılmaz.

Dua ve virtler birer kulluk vazifesidir. İhtiyaç ve musibetler ise bu dua ve virdlerin vaktinin geldiğini gösteren alamet ve işaretlerdir

Oruç tutmaktaki esas gayemiz Allah'ın rızasıdır; sağlığımıza taalluk eden faydalar dolaylı neticelerdir. Her çeşit dua, oruç gibi bir nevi ibadettir. İşte o ibadetlerde de birinci maksadımız; Allah'ın rızası ve hoşnutluğudur. Mesela Cevşen'i savaşta korunmak için okumak maksud-u bizzat yapmak olur ki, doğru değildir.

Yağmur yağdırılsın diye dua edilmez, ama kuraklık ve yağmursuzluk, yağmur duasının bir vaktidir. İnsanlar halis bir niyet ile dua ederler, Allah da rahmetiyle yağmuru yağdırırsa, bu da onun fazl ve keremidir, lütuf ve bir ikramıdır. Bu da ayrıca bir şükür ister.

"Herkes o vaziyetle anlar ki, onun tayınını veren babası, hanesi, dükkânı değil; belki onun tayınını ve yemeğini veren, koca bulutları sünger gibi ve zemin yüzünü bir tarla gibi tasarrufunda bulunduran bir Zat, onu besliyor, rızkını veriyor. Hatta en küçücük bir çocuk da daima aç olduğu vakit validesine yalvarmaya alışmışken, o yağmur duasında, küçücük fikrinde büyük ve geniş bu manayı anlar ki: 'Bu dünyayı bir hane gibi idare eden bir Zat, hem beni hem bu çocukları hem validelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. O vermese, başkalarının faydası olmaz. Öyleyse ona yalvarmalıyız.' der, tam imanlı bir çocuk olur." (Emirdağ Lahikası-I, 14. Mektup)

Bazen duaya anında cevap verilir, bazen sonraki bir vakitte verilir, bazen de ahirette tehir edilir. Her durumda da duaya cevap verilmiş olur. Allah’ın duaya cevap vermesi kabul olmanın en bariz ve zahir alametidir. Biz bazen bu alametleri peşinen dünyada göremediğimiz için, kabul olmadı zannına kaplıyoruz. Hâlbuki peşinen cevap vermek, kabulün mutlak şartı değildir. Şartlarından sadece bir tanesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 53.436
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurkolik
Allah razı olsun iyiki var bu site anladım inş.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Fd

Ben bu hususu anlayamıyorum yardımcı olursanız çok sevinirim.

Ettiğimiz duaların içinde dünyalık şeyler de istiyoruz. Ahirete dair faydalar da istiyoruz. Bunlar için Cenab-ı Hakka sığınıyoruz.  Ama kimden istediğimizi biliyoruz. Yani bu ihtiyaçlarımızı ancak Allah verir diyoruz ona yöneliyoruz ve ondan bekliyoruz. Sıkıntımızın hafiflemesini, umduklarımıza nail olmak istiyoruz. Bunları bizzat maksat yapıyoruz. Belki de zaif olduğumuz için duanın bir emr-i ilahi olduğunu düşünmeden ve özellikle dunyevi isteklerin neticesinde Cenab-ı Hakkın rızasını hesaba katmadan dünyevi ve ahirevi ait maksatlarımızda Cenab-ı Hakkın dergâhına sığınıyoruz. Tevhid inancımızı sadece Allah'a yalvarmakla ondan maksutlarımızı istemekle ilan etmiş olmuyor muyuz? Bu ibadet olmuyor mu? Çevremizden, akrabalarımız, ailemizden Genellikle insanlar hep bu şekilde dua ediyor. Hatıra Cenab-ı Hakkın emri olduğu gelmiyor. bir ihtiyaç oldu ya da bir musibet geldi haydi şimdi dua vakti dua edelim denmiyor, bunları hatıra getirmeden ihtiyaçlar ve musibetler otomatikman insanı Allah'a yönlendiriyor. Bu da iyi bir şey değil mi? Böyle dua neden kabul olunmaz, ya da kısmen ibtal olunur? Cenab-ı Hak insana zaten bu musibetleri ve ihtiyaçları bir kamçı gibi kendisine sevk etmek için vermiyor mu? İnsanda ihtiyaçlarını doğrudan ondan istiyor. Ancak dua edeyim de neticede Allah'ın rızasını kazanayım diye hatıra gelmiyor, o musibet ve ihtiyacın giderilmesi geliyor. Böyle olunca dua kabul olunmaz mı? 

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Duanın Mahiyeti ve Kabulü

Tevhid İlanıdır: Sizin de belirttiğiniz gibi, bir musibet anında başka kapıları bırakıp doğrudan Allah’a sığınmak, "Bunu benden ancak O kaldırabilir" demek sessiz ve derin bir tevhid ilanıdır. Bu yönüyle dua elbette bir ibadettir ve Allah katında boşa gitmez.

İbadetin Ruhu "Emir"dir: Bir eylemi tam manasıyla "ibadet" yapan şey, onun Allah emrettiği için yapılmasıdır. Musibetler ve ihtiyaçlar duanın vaktidir, sebebi değildir. Eğer sadece neticeye (dünyalık isteğe) odaklanılır ve bu durum Allah'ın bir emri olarak görülmezse, duanın sevabı ve manevi derinliği azalabilir.

Kabul Meselesi: "Dua kabul olunmaz" demek doğru değildir. Allah her duaya cevap verir ("Bana dua edin, size cevap vereyim"), ancak hikmetiyle bazen istediğimizi aynen verir, bazen daha iyisini (ahiret için) verir, bazen de zararımıza olacağı için vermez.

Rıza ve İhlas: İhtiyacın giderilmesini istemek yanlış değildir; ancak duayı sadece bir "sipariş listesi" gibi görüp Allah ile olan bağı unutmak, duanın sırrını zedeler. İdeal olan, o sıkıntıyı Allah'a yaklaşmak için bir basamak (kamçı) olarak kullanmaktır.

Özetle: Sadece ihtiyaca odaklanarak yapılan dua reddedilmez, ancak eksik kalır. İhtiyacı vesile edip "Rabbim şu an senin huzurundayım ve acizliğimle sana sığınıyorum" bilincini eklemek, o duayı hem dünyevi hem de uluhiyet katında tam bir ibadete dönüştürür.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...