"İktisat ve hıssetin çok farkı var. Tevazu, nasıl ki ahlak-ı seyyieden olan tezellülden manen ayrı ve sureten benzer bir haslet-i memduhadır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"İktisat ve hıssetin çok farkı var. Tevazu, nasıl ki ahlak-ı seyyieden olan tezellülden manen ayrı ve sureten benzer bir haslet-i memdûhadır. Ve vakar, nasıl ki kötü hasletlerden olan tekebbürden manen ayrı ve sureten benzer bir haslet-i memdûhadır. Öyle de ahlak-ı âliye-i Peygamberiyeden olan ve belki kâinattaki nizam-ı hikmet-i İlâhiyenin medarlarından olan iktisat ise, sefillik ve bahillik ve tamahkârlık ve hırsın bir halitası olan hısset ile hiç münasebeti yok. Yalnız sureten bir benzeyiş var. Bu hakikati teyid eden bir vakıa:"
"Sahabenin Abâdile-i Seb'a-i meşhuresinden olan Abdullah ibni Ömer Hazretleri ki, Halife-i Resulullah olan Faruk-u Âzam Hazret-i Ömer'in (r.a.) en mühim ve büyük mahdumu ve sahabe âlimlerinin içinde en mümtazlarından olan o zât-ı mübarek çarşı içinde, alışverişte, kırk paralık bir meseleden, iktisat için ve ticaretin medarı olan emniyet ve istikameti muhafaza için şiddetli münakaşa etmiş. Bir sahabe ona bakmış. Rû-yi zeminin halife-i zîşânı olan Hazret-i Ömer'in mahdumunun kırk para için münakaşasını acip bir hısset tevehhüm ederek, o imamın arkasına düşüp, ahvâlini anlamak ister..." (bk. Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a.)
Cömertlik ile israf, cimrilik ile iktisat, tevazu ile zillet, vakar ile kibir; zahiren aynı gibi görünse de aralarında çok büyük farklar vardır; hakikatte sera ile süreyya gibidirler. Burada Üstad Hazretleri iktisat ile cimriliğin arasındaki farkı izah ediyor.
Cimrilik ile iktisat görünüşte birbirine benzerler. Cimrilik kalbi bir hastalık iken, iktisat güzel bir haslettir.
Cimrilik, mal biriktirme sevdasıdır. Bu hastalığın çekirdekten ağaca kadar dereceleri vardır. Öyle ki, cimriliğin en belirgin derecesi ve sınırı mali ibadetlerdir. Yani kişi mali ibadetlerini yapamayacak kadar cimri ise, bu kişi cimriler sınıfından sayılır. Cimriliğin haram olan kısmı, farz olan mali ibadetleri yapmamaktır.
Farz olan malî ibadetlerini yaptığı halde kalbinde yine cimrilik varsa, bu kişinin cimriliği kalbî bir hastalıktır. Bu kalbi hastalığının da tedavi edilmesi gerekir; zira hastalık büyürse en sonunda mali ibadetleri de engeller hale gelir.
İktisat; israftan uzak durmak, lüzumsuz ve lüks harcamaları terk etmek demektir. Yoksa zaruri ihtiyaçlardan, hayır ve hasenattan kısmak demek değildir. Bu manayı İmam Azam Hazretleri çok güzel özetlemiştir:
لاَ اِسْرَافَ فِى الْخَيْرِ كَمَا لاَ خَيْرَ فِى اْلاِسْرَافِ demiş. Yani,
“Hayırda ve ihsanda —fakat müstehak olanlara— israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur.” (bk. age., ay.)
Hayır ve hasenat mutlak ve çok geniş bir kavramdır. İnsanın annesine, babasına ve akrabalarına yardım etmesinden tutun da Allah yolunda, iman ve Kur’an hizmetinde tasadduk etmesine kadar çok geniş bir sahayı içine alır.
Zekât ve kurban gibi farz olan mali ibadetler zaten bizim asli vazifelerimizdir; bunun dışında başka mali ibadetler bizi Allah’a yaklaştırır. Yani "Ben farz olan mali ibadetlerimi yapıyorum, bunun dışında kimseye yardım etmem." demek, imanın ve ahlakın kemali ile bağdaşmaz. Farzları ifa etmek insanı ateşten kurtarır, bunun dışındaki nafile ibadetler ise Allah’a yaklaştırır.
İnsanın ev ve araba gibi zaruri ve temel ihtiyaçlarını temin etmek için para tasarruf etmesi cimrilik sayılmaz. Ancak, yeri geldiğinde insan bu tasarruflarını harcamaktan çekinmemelidir. Bunlar ana baba hakkı, kardeş hakkı, akraba hakkıdır. Hakiki bir zaruretten dolayı yardım etmek lazım gelirse, yardım edilmelidir. Şayet edilmiyor ise, bu kalbi bir hastalıktır.
Mesela, anne ve babası ciddi bir sıkıntı içinde iken, evladının “ev veya araba alacağım” diye onlara yardım etmemesi Allah’ın razı olacağı bir hâl değildir. Bir evlat, eğer muhtaç iseler anne ve babasına yardım etmeli, hizmette ve hürmette kusur etmemelidir. İslam âlimleri, kâfir bile olsa anne ve babaya nafaka vermenin vacip olduğunu söylemişlerdir.
İnsanın kendi nefis ve hevasını terk edip kısması cimrilik sayılmaz. Ama bu kısmanın başka bir hayra vesile olması gerekir. Üstad'ın, “Sanki yedim mescidi.” misalindeki gibi, nefsimizin hevasından kıstıklarımızı hayırlı bir şeyde kullanabiliyor isek, bu çok güzel bir vasıftır. Yoksa kısmamızın bir manası ve kıymeti olmaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü