"Sabır", "Sadakat", "Sebat" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sabır: Tahammül etme, bekleme, zorluğa karşı göğüs germe, hâlinden şikâyet etmeyip acı ve sızıya katlanma, nefsin haram olan isteklerine karşı dayanma, belâ ve musibete karşı şikâyet etmeyip Allah'a şükretme ahvalidir.

Sabır; Bu gerçekleşirse insan; kendisini zillete ve süfli hallere sürükleyecek çirkin amelleri işlemez.

Sabır Kur’an’da yetmişten fazla âyette ve birçok hadis-in şerifte övülmüştür.

Risale-i Nur Külliyatı’nda sabır için şöyle bir sınıflandırma yapılır:

"İşte, ey sabırsız nefsim! Sen üç sabırla mükellefsin. Birisi, taat üstünde sabırdır. Birisi, mâsiyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. Aklın varsa, şu Üçüncü İkazdaki temsilde görünen hakikati rehber tut, merdâne 'Yâ Sabûr' de, üç sabrı omuzuna al. Cenâb-ı Hakkın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan, her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir; ve o kuvvetle dayan."(Sözler, 21. Söz)

“Taat üstünde sabır,” insanın salih amel konusunda usanç duymaması, nefsinin bütün itirazlarına, şeytanın bütün oyunlarına karşı taviz vermeden daima ilerlemesidir.

İnsan, ibadetine devam edecektir, bu noktada bir kesinti düşünülemez. Yine insan, güzel ahlâklı olmaya da devam edecektir. Bunda bir yorulma ve ara verme tasavvur edilemez. Meselâ, insan diyemez ki, bu kadar yıldan beri hep doğru söyledim, bir ömür boyu dürüst olmaktan artık yoruldum, biraz da karşı şıkkı deneyeyim. Burada yorulmanın yeri olmadığı gibi, ibadette ve diğer salih amellerde de yorulmanın yeri yoktur. Çünkü bunlar insan ruhuna hayat veren, ona gıda olan zevkli şeylerdir.

“Masiyyetten sabır,” günah işlememeye sabretmek demektir. İnsanı kötülüğe teşvik eden nefsinden, günahlarla kaynaşmış toplum hayatına kadar nice düşmanlara karşı yılmadan mücadele etmek ve bütün engelleri aşmakta azminden bir şey kaybetmemek sabrın ikinci koludur.

“Musibete karşı sabır” ise, insanı bir imtihan sorusu olarak yoklayan ve onun manevî terakkisinde büyük rol oynayacak olan hastalıklara, musibetlere, kıtlıklara, yokluklara, ölümlere, ayrılıklara karşı sabır göstermektir. Bu sabır, insan iradesinin Allah’a tevekkül etme, O’ndan yardım dileme ve O’nun takdirine razı olma vadisinde verdiği büyük bir mücadeledir.

Allah’ın ihsanıyla sabır imtihanını bu üç cephede de kazanan insan, azaptan kurtulur ve saadetlere nail olur.

Sadakat; risalelerde nazara verilen temel vasıflardan biridir.

“Risale-i Nur kendi sadık ve sebatkâr şakirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil fiat olarak, o şakirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve daimî ve sarsılmaz bir sebat ister.” (Kastamonu Lahikası)

Sadakat denilince, Nurun mesleğine ve meşrebine tam bağlı kalmak ve onun hizmet düsturlarından asla taviz vermemek anlaşılır. Bediüzzaman’ın şu cümlesi bu konuda güzel bir derstir:

“Bu şehre bir kutub, bir gavs-ı âzam gelse, seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.” (Kastamonu Lahikası)

Sebat; anlaşmaya, sözleşmeye, verdiği söze sadakat gösterme hali iken, sabır bu sadakatin sıkıntı ve acılarına göğüs germe ve dayanma gücüdür.

Bazen sebat ettiğimiz şey sıkıntı ve sızıdan hali olabilir, hatta tam aksine çok zevkli ve neşeli de olabilir. Ama sebat her durumda sözleşmeye sadık kalmanın adıdır. Sabır ise sözleşmenin tatlı ve acı taraflarına tahammül etme durumudur.

Sebat; kelime olarak yerinden oynamamak, dayanmak, kararlı olmak manalarına geliyor. Ayrıca sözde durmak, ahde vefa etmek, iman ve İslâmiyet'e hizmette, Allah'a ibadet ve tatta sâbit ve kararlı olmak manasına da geliyor. Bir meslekte, meşru bir kanaatte veya bir fikirde kararlı bulunmak, sağlamlık göstermek de sebattır.

Üstad Hazretleri sebatı şu şekilde izah ve tabir ediyor:

"Hem meselâ, şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şeye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli bir şeye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş; onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir. O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip, âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder."(9.Mektup)

Her güzel şeyin ve ahlakın temeli ve kuvveti; tahkiki iman olduğu gibi, sebatın kuvvet ve sağlamlığı da tahkiki iman ve marifet ile mümkündür.

Sebat; iman hizmetinde hiçbir güçlükten yılmamak, baskılarla sarsılmamak, her musibeti azim ve kararlılıkla göğüslemek ve bütün sıkıntılara rağmen hizmette gevşeklik göstermemektir. Sadakatte devamlı olmak da sebattandır.

“Bize eza ve cefa edenlere karşı, hiç bir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nur’a sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim.” (Emirdağ Lâhikası)

Sosyologlar sadakati ekilmiş bir tohuma benzetirler ki, o tohum toprak altında çok uzun süre de kalsa sonunda yeşerir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

çaprazzade
ALLAH razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...