Block title
Block content

Nurculuk Bir Tarikat mıdır, Tarikata Girmekte Bir Sakınca Var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur hareketi bir tarikat olmadığı gibi, ehlisünnet dairesinde bulunan hak bir tarikata mensup olmanın da hiçbir mahzuru yoktur. Nurculuk, bir iman ve ahlak hareketidir.

Risale-i Nurlar imana dair hakikatleri, tarikat ve tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan insanların akıl ve kalp dünyasına şırınga ediyor. Tasavvuf yolu uzun ve meşakkatli bir yoldur, Risale-i Nurlar ise kısa ve kolay, bir hakikate ulaşma metodudur.

Risale-i Nurlar bu zamanın şartlarına ve gereklerine göre yazılmış bir eser olmasından dolayı, günümüzün hastalık ve problemlerine tam bir ilaç ve reçetedir. Tasavvuf yolu ise; kökü eski ve şartları eski zamanın şartlarına göre olmasından dolayı, bu zamanın dertlerine ve sorunlarına tam bir tiryak ve reçete olamıyor. Bu sebeple bu zamanda her Müslümanın Risale-i Nurlara ihtiyacı vardır.

Üstad Hazretleri bu meseleye şu şekilde işaret ediyor:

"Silsile-i Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat'ında demiş ki: "Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim."

"Hem demiş ki: "Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır."

"Hem demiş ki: "Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır. Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır."

"Hem demiş ki: "Tarik-i Nakşîde iki kanatla sülûk edilir. Yani, hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve ferâiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez."

"Öyleyse, tarik-i Nakşînin üç perdesi var:

"Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir."

"İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir."

"Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacip, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir."

"Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar."

"Madem hakikat budur. Esrar-ı Kur'âniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım."

"Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i'câz-ı Kur'ân'ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım."(1)

(1) bk. Mektubat,  Beşinci Mektup.

İlave bilgi almak için tıklayınız:

- Üstad'ın Tarikata Bakışı Nasıldır? 

- Nur Talebesi Tarikata Girebilir mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

_MuSaB_
Selamun Aleyküm Öncelikle yanlış bişey söylersem af edin Hakkınızı helal edin. Anlattıklarınızdan kendi çapımda anladığım kadarıyla Günümüz ehli sünnet tarikatları aracılığıyla hakikate ulaşmak daha uzun sürer diyorsunuz. Şimdi Üstat Bediüzzaman Said Nursi hazretleri (Allah ondan Razı Olsun) de Nakşibendi Tarikatından ayrılıp Hakikat yolunu seçmiştir. Ben Herzaman sizlere yani tüm nurculara dua ederim Allah Herzaman Yanınızda olsun. Ama bir nur Talebelerine bakıyorum Birde Kendi cemaatimizde ki arkadaşlara bakıyorum arada çokça bir fark var Peygamber efendimiz Tüm zamanlara örnek değilmi ? Sizlerin talebelerinde Giyim ve kuşamlarında yanlışlar görüyorum Örneğin Mersinde şort giymek dar elbiseler giymek vs. Hatta geçen bi Nur talebesi bana " Şarap içmek Günah değilki abi bira günahtır" bile dedi bu arkadaş sizin yurdunuzda kalıyor ve yaşı 17-18 civarında. Günümüz Müslümanını ele alalım Müslümanım Elhamdülillah diyor iyi bi şey öğrenmişler ama denize giderler düğün yaparlar namaz kılmazlar vs. bi dünya sonradan çıkma şeyler sorsan günahmıdır neden olsun derler. Şimdi sizin söylediğiniz Amaç sadece Allaha inandırmak Bizim başka görevimiz yokmu ? "Risale-i Nurlar imana dair hakikatleri, tarikat ve tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan insanların akıl ve kalp dünyasına şırınga ediyor. Tasavvuf yolu uzun ve meşakkatli bir yoldur, Risale-i Nurlar ise kısa ve kolay, bir hakikate ulaşma metodudur. " Nurcularında Tasavvufcularında Başım üstünde Yeri Var Allah Ehli Sünnet Yolu Üzere giden Tüm KardeşLerimizden Razı olsun Ama Şunu Karıştırmiyalım Nur Cemaatinin Yeri Ayrıdır, Tasavvufun Yeri Ayrıdır. Kişiyi ALLAH a Yaklaştıran tek şey zikirdir Tasavvuf bunu daha kolay hale getiriyor. Selam ve Dua ile
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

Musab kardeşimize genel anlamda katılmakla beraber, bazı noktalarda da kendilerine izahatta bulunmam gerektiğini vicdanen hissettim. Allah bu gibi samimi ve hakikat aşığı olan kardeşlerimizin sayısını artırsın amin.
1- Bediüzzaman hazretleri Kur'an'dan istifade eden başta Kadiri ve Nakşi olmak üzere tüm tarikatlardan feyiz almıştır. Fakat sizin de ifade ettiğiniz gibi, daha sonra tarikat ve tasavvuf yoluyla değil de, zamanın ihtiyaç duyduğu hakikat ve ilim ile İslama hizmet etmeyi seçmiştir. Bu seçim, kendi inisiyatifinden ziyade; mana aleminin sultanı olan Peygamberimiz (a.s.m) tarafından olmaktadır. Nitekim her asrın müceddidi olan kişilerin yapacağı hizmet tarzını, bizzat alemlerin efendisi (a.s.m) belirlemektedir.
2- Elbette peygamberimiz (a.s.m) her asrın örneği ve rehberidir. Nur talebelerinin giyimi ve tarikat ehli olan kardeşlerimizin giyimini karşılaştırıyorsunuz. Davanıza delil olarak da şort giyen ve sözde bir nur talebesi olan birisini getiriyorsunuz. Fakat bu kıyas hakikati tam olarak yansıtan bir kıyas değildir. Çünkü Nur hizmetinde dost tabakası, kardeş tabakası ve talebe tabakası gibi sınıflar var. Bu sınıflar içerisinde de çok tabakalar var. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın talebeleri ruh olarak, takva olarak ve İman-Kur'an hizmeti olarak kendilerine elbette benzemeye çalışacaklardır. Bid'atlerle amel eden birisi bile, kendisini nurcu bilebilir veya derslere geldiğinden dolayı nurcu bilinebilir. Bunların yanlış veya ruhsatla amel edişlerini tüm nur talebelerine teşmil etmek yanlıştır. Bu tabakaların özelliklerini Bediüzzaman hazretleri şöyle belirtmektedir:
Dostun hassası ve şartı budur ki: Kat'iyen Sözlere ve envâr-ı Kur'âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar olsun; ve haksızlığa ve bid'alara ve dalâlete kalben taraftar olmasın; kendine de istifadeye çalışsın.
Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakikî olarak Sözlerin neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını edâ etmek, yedi kebâiri işlememektir.
Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin.

3- Zikir kelime anlamıyla hatırlamak anlamına gelmektedir. Ama bu kelime ıstılahi olarak Allah'ı anmak olarak mana kazanmıştır. İman hakikatlerini anlatmak, yaşamak, günahlara dalmamak, tefekkür yapmak gibi faaliyetlerin hepsi Allah hesabına olduğu takdirde zikirdir. Yani Allah'ı hatırlamaktır. Bu konu ile alakalı sitede bulunan bir makaleyi nazarınıza arz ediyorum: Risale-i Nur'da Zikir

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Nurun fedaisi

Selamun Aleyküm. Hatıralar da okuduğum kadarıyla.. Üstad Hazretleri'nin bazı talebeleri daha önceden tarikata mensub ise devam etmesine izin vermiş.. ama daha sonradan, yani Risale-i Nur'a intisab ettikten sonra tarikata bağlanmasına razı olmamıştır.. şeklindeydi. Hatta tarikata mensub olan ağabeylere 'biz de tarikata mensub olalım mı?' dediklerinde onlar ' Risale-i Nur'un kâfi olduğunu ' belirtmişlerdir.. Hatta Üstad Hazretleri Risale-i Nurlar da bunlara işaret etmiştir.. "Risale-i Nur ise tarîkatlara kıyas edilmez.." (Şualar) "Tarîkatların en mühim gayesi ve faidesi ve müntehası olan inkişaf-ı hakaik-i imaniye, Risale-i Nur ile dahi olabildiğini ve Risale-i Nur'un eczaları o vazifeyi, tarîkat gibi fakat daha kısa bir zamanda gördüğünü gösteriyor." (Mektubat) "Hem tarîkat şeyhlerinin ve Eimme-i Erbaa'nın caddelerini Risale-i Nur beyan etmiş." (Barla Lâhikası) "Risale-i Nur'la hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarîkat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor.
Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mü'mini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevablıdır."(Kastamonu Lâhikası) " Risale-i Nur, tarîkat değil hakikattır.Âyât-ı Kur'aniyeden tereşşuh eden bir nurdur. Ne şarkın ulûmundan ve ne de garbın fünunundan alınmış değil. Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın bu zamana mahsus bir i'caz-ı manevîsidir.Menfaat-ı şahsiye yoktur."(Kastamonu Lâhikası) "Risale-i Nur'un mesleği, sair tarîkatlar, meslekler gibi mağlub olmayarak belki galebe ederek pek çok muannidleri imana getirmesi; pek çok hâdisatın şehadetiyle, bu asırda bir mu'cize-i maneviye-i Kur'aniye olduğunu isbat eder."(Emirdağ Lâhikası -1) İstifade edilmesi dileğiyle.. Selam ve dua ile..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...