"Nurların okunması ve Nurlarla meşguliyete devam edenlere ve ders alanlara talebe-i ulûm şerefini kazandırmaktadır." Ne demektir, diğer cemaatler taklidi mi olmuş oluyor?
Değerli Kardeşimiz;
"Mesleğim haktır ve güzeldir" demek benim hakkımdır; lakin "Sadece benim mesleğim haktır ve güzedir" demek hakkım olmadığı gibi, doğru da değildir.
Birinci hükümde mesleğimin güzelliğini ilan etmek vardır ki, bunda hiçbir mahzur yoktur.
İkinci hükümde ise başka meslekleri tenkit ve çirkin gösterme manası vardır ki, bu asla doğru değildir.
“Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, 'Mesleğim haktır veya daha güzeldir.' demeye hakkın var. Fakat 'Yalnız hak benim mesleğimdir.' demeye hakkın yoktur..”(Yirmi İkinci Mektub)
Bu düsturla, Müslümanlar içinde farklı hak olan meslek ve meşreb sahiplerinin kardeşlik ve birlik mânasını bozacak adımlardan ve davranışlardan kaçınılması gerektiğine dikkat çekilmiştir. İnsan, fıtraten kendine uygun olan fikri ya da meslek ve meşrebi ciddi sever ve onun revacını ister. Bu da hakkıdır. Kimse sevme ya da revaç verme diyemez, derse fıtrata zıt olur.
Ama kişinin kendi meslek ve meşrebini sevmesi ve revaç vermesi, başka meslek ve meşrepleri inkâr etmesini ya da kötülemesini gerektirmez. Başkalarını kötülemeden de kendi meşrebini sever ve revaç verebilir.
Bir öğretmen veya hekim; “Benim mesleğim en güzeldir” diyebilir, ama “Sadece benim mesleğim güzeldir” diyemez.
Aynen bunun gibi herkes kendi meşrebinin en güzel olduğunu söyleyebilir, muhabbetiyle hareket edebilir. Ama “sadece benim meşrebim güzeldir” diyemez. Ehl-i sünnet çizgisinde hizmet eden bütün tarikat ve cemaatlere muhabbet etmek lazımdır. O zaman hiçbir problem olmaz ve niza’ çıkmaz.
Bu düstur, Ehl-i sünnet ve'l-cemaate dâhil olan tüm tarikat, meşreb ve cemaatler için geçerlidir.
Her Müslüman, İslam ve ehlisünnet dairesinde olmak kaydı ile kendi fıtratına münasip bir meslek, meşreb ve mezheb seçme hakkına sahiptir. Malum, herkesin bir kalıba, bir mizaca girmesi mümkün değildir. Bu yüzden, İslam farklı mizaç ve fıtratta olan insanları bir kalıbın içine girmeye zorlamamış, bilakis herkese uygun yolları ve meslekleri içtihad yolu ile sunmuştur. Yoksa her meslek ve meşrep sahibi bir diğerini inkâr etsin, birbirine yabanî baksın ve niza’ çıkarsın diye sunulmamıştır.
Üstad'ın Nur Talebelerinin hakiki ilim talebesi olacaklarını söylemesi ve ilan etmesi, diğer cemaat ya da tarikat mensubu kişilerin taklidî olacağını ima etmesi manasına gelmez. Burada sadece Nur mesleğinin hakkaniyeti ve güzelliği ilan ediliyor. Yoksa sair mesleklerin yanlış ya da batıl ya da eksik olduğuna bir imada bulunma yoktur.
İlim talebeliği ve fazileti; şeriatın bir kalıbıdır, şeriat ise bütün zaman ve mekânları ihata eden cihanşümul bir hakikattir. Öyle ise bütün meslek ve meşrepler içinde, bu kalıba girenlerin bulunması gayet normaldir. Üstad'ın bunu sadece kendi talebelerine hasrettiğine dair bir işaret ve emare de yoktur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü