"Ölüm o kadar kati ve zahirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Risale-i Nur’dan Gençlik Rehberinin güzelce izah ettiği gibi, ölüm o kadar kati ve zahirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bu hapishane nasıl ki mütemadiyen çıkanlar ve girenler için muvakkat bir misafirhanedir; öyle de bu zemin yüzü dahi acele hareket eden kafilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Her bir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir istediği var." (Şualar, On Birinci Şua, İkinci Mesele)

Bu cümlede ölümün hakikatine değil, ölümü görmek istemeyen nefse bir ikaz ve ihtar yapılıyor. “Ey nefis nasıl her gündüzün bir gecesi, her güzün bir kışı varsa, her hayatın da bir sonu ve bir nihayeti vardır. Sakın bunu aklından çıkarma dersi” veriliyor. Çünkü bu kadar ölümler ve dünyayı terk etmelerin arkasında, elbette hayattan daha fazla bir beklentinin olduğu muhakkaktır.

"Ey nefsim! Deme: 'Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.' Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peyda ediyor."

Dünyaya ve gaflete dalanlar, yaratılış gayesini ve ölümü unutanlar, Allah'ın emir ve yasaklarını yerine getirmeyenler, kabirde uyanırlar amma o uyanma bir işe yaramaz. Artık iş işten geçmiş olur.

Ölümü daima hatırlamak, iştiyakla arzu etmek, ancak ölümün arkasındaki ebedî saadete inanmakla mümkündür. Bu sırrı gören Allah dostları ölümü iştiyakla beklemişler, hatta ölüm gününü düğün gecesi olarak telakki etmişler.

İhlası kazanmak, muhafaza etmek ve ruha zırh yapmak için kullanılacak en tesirli yol, ölümü çokça hatırlamak ve hazırlık yapmaktır. İnsan şu dünya hayatında ne kadar yaşarsa yaşasın, hepsi gelip geçicidir. Köşklerde ve saraylarda da otursa, en büyük makamlara da çıksa, büyük bir servet sahibi de olsa, her istediğini de elde etse en sonunda yüzleşeceği tek hakikat ölüm olacaktır.

İnsan hiçbir hastalık ya da kaza geçirmese bile, belli bir yaştan sonra ömrü biter ve ölür. Bu, kâinat için de cari bir kanundur. Kâinat tekâmül kanununa tâbi olduğuna göre bir gün ölümü tadacağı muhakkaktır. Ancak bunun zamanı hakkında kesin olarak bir şey söylemek mümkün değildir.

Bu durumda insan, hem kendi ölümünü, hem bütün canlıların ölümünü, hem de dünyanın ölümünü düşünüp fani olan hiçbir şeyi asıl maksat edinmemeli, kalbini ölüme mahkûm olanlara bağlamamalıdır

Ölüm ile alâkalı hakikatlere toplu bir bakış için tıklayınız:

- ÖLÜMÜN HAKİKATİ.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...