"Ölümün hakiki güzel simasını gördüm... Ehl-i tarikatçe rabıta-i mevtin bir sırrını anladım." Buradaki sırrı açıklar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
Rabıta-i mevt; ölümü her an hatırlamak demektir. İnsan ölümü ne kadar çok hatırlarsa, dünyanın manevi kirlerinde de o kadar ari ve temiz kalır. Daima Allah’ı ve ahireti düşünüp ömür sermayesini bereketli ve hayırlı bir şekle çevirir. Bu sebeple Peygamber Efendimiz (asm.) buyuruyor:
“Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz.” (bk. Tirmizî, Zühd: 4, Kıyâmet: 26; Nesâî, Cenâiz: 3; İbni Mâce, Zühd: 31.)
“Ölümün hakikî güzel simasını gördüm. Korkarak değil, belki bir cihetle müştakane mevtin yüzüne baktım" ifadesi, ölümün hakikatine işaret ediyor. Ölümün içyüzü ancak iman, marifet ve muhabbet ile çözülür.
Ölüm, kâfir için ebedî bir yokluk iken, Allah’ı tanıyan ve ibadet ile onu sevdiğini gösteren bir mümin için sonsuz bir âlemin ve ebedî saadetin başlangıcıdır.
Ölümü daima hatırlamak, iştiyakla arzu etmek, ancak ölümün arkasındaki ebedî saadete inanmakla mümkündür. Bu sırrı gören Allah dostları ölümü iştiyakla beklemişler, hatta ölüm gününü düğün gecesi olarak telakki etmişler.
İhlası kazanmak, muhafaza etmek ve ruha zırh yapmak için kullanılacak en tesirli yol, ölümü çokça hatırlamak ve hazırlık yapmaktır. İnsan şu dünya hayatında ne kadar yaşarsa yaşasın, hepsi gelip geçicidir. Köşklerde ve saraylar da otursa, en büyük makamlara da çıksa, büyük bir servet sahibi de olsa, her istediğini de elde etse en sonunda yüzleşeceği tek hakikat ölüm olacaktır.
İnsan hiçbir hastalık ya da kaza geçirmese bile, belli bir yaştan sonra ömrü biter ve ölür. Bu, kâinat için de cari bir kanundur. Kâinat tekâmül kanununa tabi olduğuna göre bir gün ölümü tadacağı muhakkaktır. Ancak bunun zamanı hakkında kesin olarak bir şey söylemek mümkün değildir.
Bu durumda insan hem kendi ölümünü hem bütün canlıların ölümünü hem de dünyanın ölümünü düşünüp fâni olan hiçbir şeyi asıl maksat edinmemeli, kalbini, ölüme mahkûm olanlara bağlamamalıdır.
İhlası kazanmanın en kısa ve en tesirli yolu, ölümü çokça zikretmekten geçiyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Üstad ölümün ahbablarımıza kavuşmak olduğunu, ondan korkmamamızı ifade ediyor; fakat ahirette cehennem ihtimali de var. Cehennem yüzünden ölümden korkmamaya çare var mı?
Burada ölümden korkmak iki türlüdür:
Birisi, ölümü mutlak yok oluş olarak görmek. Risale-i Nurlarda ekseri olarak bu nokta nazara veriliyor. Evet, mutlak yok olmak, korkusu cehennemde yanma korkusundan daha büyük ve daha dehşetli bir korkudur. Bu yüzden; "Neticesi cehennem de olsa varlık âleminde kalmak yok olmaktan ehvendir" denilmiştir.
İkincisi, ölümden bir de hesap ve cezadan dolayı korkulur. Ki bu korkunun çaresi sağlam bir iman ve farz ibadetlerin ifa edilmesidir. Kabrimizi cennet bahçesine çevirmeğe ve dostlar ile buluşma mekânına dönüştürmeğe çalışmalıyız.
Kur’an yüzlerce âyetinde, iman edip salih amel işleyenlerin akıbetinin cennet olacağını haber veriyor. Öyle ise iman edip salih amel işleyenler için kabir; cennet bahçelerinden bir bahçedir. Bu durumda olan müminler için korku ve endişe yoktur, ölüme bir kavuşma bir kurtuluş nazarı ile bakabilirler.
Tabi mümin ameline güvenerek kendini gurur ve kibre de atmaz; ümit ile korku arasında bir denge ile yaşar. Ölümden hayatı zindan edecek kadar korkup çekinmez ama kendini mutlak kurtuluşa ermiş de görmez. Her iki durum da tehlikelidir.
Hesap gününden çekinip korkmak ölümü kavuşma ve kurtuluş olarak görmek ile çelişmiyor, yeter ki ikisi bir denge üzerinde olsun.