"Nakşilerin dört esasından biri ve en müessiri olan râbıta-i mevt Eski Said’i Yeni Said’e (r.a.) çevirmiş ve daima hareket-i fikriyede Yeni Said’e yoldaş olmuş." İzah eder misiniz, dört esas nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ehl-i tarikatın ve bilhassa Nakşilerin dört esasından biri ve en müessiri olan râbıta-i mevt Eski Said’i Yeni Said’e (r.a.) çevirmiş ve daima hareket-i fikriyede Yeni Said’e yoldaş olmuş. Başta İhtiyarlar Risalesi olarak, risalelerde o rabıta, keşfiyatı göstere göstere ta ehl-i iman hakkında mevtin nurani ve hayattar ve güzel hakikatini görüp gösterdi." (Şualar, Birinci Şuâ, Beşinci Ayetin Tetimmesi)

Nakşibendiyye büyüklerine göre, Allah’a en çabuk vasıl eden dört esas vardır. Şeyh Muhammmed b. Süleyman el-Bağdâdî’nin "el-Hadîkatü’n-Nediyye" kitabında bunlar; Sohbet, Râbıta, Zikir, Teveccüh (Murâkabe) şeklinde sıralanmıştır. (el-Hanî, Âdâb, s. 187)

"Rabıta-i mevt" ölümü sürekli düşünmek ve ölüm gerçeği ile sürekli yaşamak manasına geliyor. Sürekli ölümü düşünen bir kalp ve akıl dünya hayatına bağlanmaz, onun fani ve ani zevklerine aldanmaz ve ruhunu kirlerinden kurtarır.

Bu sebeple tarikatta ölümle bağ kurmak, ölüm gerçeği ile yaşamak çok mühim bir prensip ve tesirli bir terbiye yolu olarak kabul edilmiştir. Rabıta-i mevti esas yapan, dünyanın faniliğine ve surî tatlılığına kapılmayacak, gaflette boğulmayacaktır.

"Ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîmin اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ * كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler." (21. Lem’a)

Evet, ihlası kazanmanın en mühim ve en tesirli yolu, ölümü sürekli olarak hatırlamaktır. Ölümü hatırlamak, dünyanın fani şeylerine gönül bağlamamayı ve ihlası netice verir.

Üstadın Eski Said döneminden Yeni Said dönemine geçişinde, tarikatın bu prensibinin mühim bir hissesinin olduğunu görüyoruz. Üstad ölümü düşündükçe onun sırları açılmış, hakikati anlaşılmış ve güzel yüzü görünmüştür.

Evet, “Mevtin muammasını ve tılsımını Risale-i Nur ile o açmış. O dehşetli yüzün altında ehl-i imana çok ünsiyetli, sürurlu, nurlu bir hakikat keşfedip ispat etmiş.”

Üstad Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatı’nın birçok yerinde, “Ölüm idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır, berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır.” (bk. Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a.) gibi ifadelerle ölümün mahiyetini defaatle beyan etmektedir.

“Evet, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalalet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.” (bk. age., Yirmi Beşinci Lem'a, Dokuzuncu Deva) diyerek, ölümün mahiyetini ve içyüzünü izah ederek insanlığa mühim bir ders vermiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Riyakârlığa İlaç: Rabıta-i Mevt (Video: Dr. B. SABAZ).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 1.548
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...