Block title
Block content

On Dördüncü Söz, deprem bahsinin Altıncı ve Yedinci suallerini özetler misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Umumi afet ve belaların manevi sebebi; insanlığı gaflet uykusundan uyandırmak, dehşetli tuğyan ve inkarlarından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri Kâinat Sultanı'nı tanıttırmak içindir.

Şimdi bu umumi afet ve belaların arka cephesinde asıl fail olan Allah’ı görmeyip, -haşa- onun yerine adi ve şuursuz sebepleri vazedersek, yukarıdaki maksatlar havada kalır; insanlık yine gaflet, tuğyan ve inkarlarına kaldıkları yerden devam ederler. Deprem gibi büyük bir felakete fayın kırılması gibi adi bir sebebi fail ve aktör göstermek, depremden maksut bütün hikmet ve gayeleri sukut ettirmektir.

Dinsizler ve materyalistler, mesleklerini, yani dinsizliklerini ve inkar felsefelerini muhafaza etmek ve ehl-i imanın uyanmalarını ve ikaz olmalarını engellemek için, o derece garip bir inat ve acip bir aptallık gösteriyorlar ki, insanı insaniyetten pişman ediyorlar. İlahi maksatların anlaşılmasını engellemek için küfür ve gaflet  perdesini alabildiğine yaymaya çalışıyorlar.

Halbuki bu gibi büyük afet ve belaların zahiri sebepleri sadece bir bahane ve perdelerdir. O sebepleri tetikleyip harekete geçiren gerçek fail Allah’ın kudret elidir. Tüfeğin tetiğini çeken faili görmeyip, tüfeğin mekanizmasını inceleyerek onu muhakeme edip yargılayan  bir hakim hem nadan hem de zalimdir. Maktulün yakınlarını çileden çıkartır. Tüfeği hapse atıp, tüfeğin gerçek failini serbest bırakmak nasıl bir inat ve nasıl bir ahmaklık ise, depremin oluşmasında sadece bir mekanizma olan fayın kırılmasını gerçek fail gösterip, onun arkasında asıl fail olan İlahi kudreti görmemek gerçekten bir garip bir inat, acayip bir ahmaklıktan başka bir şey değildir.

"Yedinci sual: Bu hadise-i arziye, bu memleketin ahali-i İslâmiyesine bakması ve onları hedef etmesi neyle anlaşılıyor? Ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyade ilişiyor?"

"Biçare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasının iki vechi var:"

"Biri: Hataları az olmak cihetiyle, temizlemek için tâcil edildi."

"İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatli iman muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mağlûp olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle, en evvel oraları tokatladı ihtimali var. Lâ ya'lemu'l-ğaybe illâllah."
(1)

Bazı yerlerde iman hizmetinin az, ya da mağlup bir şekilde bulunması, o yerlerin manen korumasız ve emniyetsiz kalmasına vesile oluyor. Nasıl sadaka belaları def edip savuşturuyor ise, en büyük sadakadan daha ehemmiyetli olan iman hizmeti, elbette manevi açıdan maddi belalara karşı bir emniyet, bir set oluyor ve bulunduğu mekan ve zemini muhafaza ediyor. 

Bunun tersini düşünecek olursak, bir beldede iman hizmeti yok ya da mağlup ise, orada doğal olarak ahlaksızlık ve imansızlık galip geliyor demektir. Bu da maddi belaların celbine sebep oluyor. O beldede manevi emniyetsizlik hakim olduğu için, belaların kapısı ardına kadar aralanmış oluyor.

Burada mağlup olmak; izafi bir kavramdır, yani güçler dengesine bakar. İmanın küfre mağlup olması demek, orada güçler dengesinin küfürden yana kayması demektir.

Muhafız ve hamiler ise, iman hizmetinde bulunan herkestir. O zamanda imanın hizmetinde en mühim kuvvet; Risale-i Nur talebeleri olmuş ve halen de olmaktadır. Ama bu demek değildir ki, başka meslek ve meşrep sahipleri bu kapsama girmezler. Her meslek ve meşrep sahibi, gücü ve kapasitesi nispetinde iman ve Kur’an’ın hamisi ve muhafızı olmuşlar ve olmaya da devam ediyorlar.

(1) bk. Sözler, On Dördüncü Söz'ün Zeyli

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...