"Osmanlıların hürriyeti, koca Asya tali’inin keşşafıdır; İslâmiyetin bahtının miftahıdır; ittihad-ı İslâm sûrunun temelidir." İzah eder misiniz?
- Her yerde ölümler yağmalar zulümler oldu ve devam ediyor, eğer hala hürriyet değilse ne zaman ve ne suretle hürriyet olur?
Değerli Kardeşimiz;
Osmanlı dönemindeki Birinci ve İkinci Meşrutiyet denemeleri ve yeni kurulan cumhuriyet rejiminde Üstad'ın tarif ettiği hürriyet yani demokratik rejim anlayışı, hiçbir zaman tesis edilemedi, hâlen de edilmiş değildir.
İstibdat (otoriter ve totaliter rejimler) anlayışı, farklı isim ve görüntülerle bir şekilde hayatını devam ettiriyor. İslam ülkelerinin hâli bunun en somut ispatı niteliğindedir.
Osmanlı devleti sömürgeci Batı'ya karşı Müslümanların hatta Asya kıtasının en büyük kalesi en önemli bir savunma gücü idi. Ne zaman Osmanlı zayıfladı, gücünü kaybetti o zaman Batı emperyalistleri Asya kıtasını kendi aralarında talan edip pay ettiler.
Bu durumda Osmanlı devletinin gücü ve özgürlüğü Asya kıtasının bahtının açılmasında, İslam aleminin kaderinin düzelmesinde ve İslam birliğinin sağlanmasında hayati bir öneme sahiptir. Tabiri yerinde ise Osmanlı devleti bir tesbihin imamesi gibidir, imame düşerse tesbih taneleri her bir tarafa dağılır gider.
Nitekim Osmanlının yıkılması ile Asya kıtası ve alem-i İslam Batılı sömürgeciler tarafından işgal edilip sömürge haline getirilmiştir. Mesela koca Hindistan, Mısır, Hicaz bölgeleri İngiltere tarafından işgal edilmiştir. Öyle ki Anadolu bile işgale maruz kalmıştır.
Asya kıtasının rahat etmesi, İslam aleminin güç kazanması ve İslam birliğinin tesis edilebilmesi ancak Osmanlı ruhunda, ama günümüzün şartlarına uygun (demokratik ve cumhuriyetçi) yeni bir otorite ile mümkün olabilir.
Ne zaman İslam ülkeleri, özellikle de Osmanlının devamı niteliğindeki Türkiyemiz, hakiki anlamda demokratik bir anlayışa kavuşur, o zaman Üstadımızın ifade ettiği müjdeler tahakkuk etmeye başlar.
Ayrıca Üstadımızın bu tespiti evrensel bir tespit olup, bir dönemle bir tarihle sınırlandırılamaz. Bu tespit o dönemde Osmanlı için hayati bir reçete idi, şimdi de İslam ülkeleri için hayati bir reçetedir. Önemli olan bu tespitlerin hayata geçirilip geçirilememesidir.
Demokrasinin Temel İlkeleri
Milli Egemenlik: Demokrasilerde egemenlik millete aittir. Millet bu hakkını seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullanır. Egemenlik bir şahıs ya da guruba aktarılamaz. Bugün genelde İslam ülkelerinde egemenlik ya bir şahsın elinde ya da bir cuntanın elindedir.
Özgürlük: İnsanın doğuştan sahip olduğu temel haktır.
Eşitlik: Tüm insanlar kanunlar önünde eşittir. Yasalar din, inanç, cinsiyet ayrımı olmadan herkes için aynı uygulanır.
Çoğulculuk: Demokrasilerde farklı görüşlerin, farklı siyasi partiler ile temsil edilmesine çoğulculuk denir. Çok partili siyasal düzenle çoğulculuk uygulanmaktadır. Parti içi demokrasi ayrı bir öneme sahiptir, yoksa partiler bir şahıs ya da gurubun elinde oyuncağa dönüşüyor.
İnsan Haklarına Saygı: Demokratik yönetimler insan haklarına saygılıdır. Temel hak ve özgürlükler anayasa ile güvence altına alınmıştır.
Katılımcılık: Yurttaşlar ülke yönetimine farklı yollarla katılır, yönetim kararlarında etkili olmak için sivil toplum kuruluşları kurarlar.
Üstadımızın Münarazat ve Sünahat adlı eserlerinde bu maddeler farklı bir üslup ile izah edilmektedir.
Bu ilkeler gerçek anlamda İslam ülkelerinde tatbik edilmediği müddetçe, Üstad'ın tespit ve müjdeleri asla vuku bulmaz. Üstadımızın müjdeleri bu şartlara bağlı kılınmıştır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü