"Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-yı din ile olur şu milletin ihyâsı. İslâm bunu anladı. Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten milletin terakkisi..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-yı din ile olur şu milletin ihyâsı. İslâm bunu anladı."

"Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nispetinde milletin terakkisi. İhmali nisbetinde idi milletin tedennîsi. Tarihî bir hakikat; ondan olmuş tenâsi."(1)

Din hayata hayat, hem hayata nur ve rehber, hem hayatın esası ve temelidir. Bu yüzden İslam milletinin dirilmesi, terakki etmesi, kemale ermesi ve huzur kemal bulması, dinin insan hayatında hayat bulmasına bakar. Din, Müslümanların hayatını idame ettiren bir ruh gibidir. Nasıl ruhsuz beden yaşayamaz ise, dinsiz insan da yaşayamaz demektir.

Hristiyanlar reform ve Rönesans ile dinlerini terk ettiler, ondan sonra terakki ettiler. Onların dini batıl olduğu için, onların ilerlemesinde bir ayak bağı gibidir. Onlar bu bağı çözdüler, sonra yükseldiler. Kilisenin bağnaz ve gerici baskısından kurtuldular.

Lakin bu bizde tam tersidir. Müslümanlar ne zaman dine sarılmışlarsa, o zaman terakki etmişler, ne zaman dini terk etmişlerse, o zaman da tedenniye düşmüşler. Tarih buna şahittir. Asr-ı saadet, Emevilerin ve Abbasilerin bazı dönemleri, Selçuklu ve Osmanlının tamamı buna güzel birer misaldirler.

“Hem ne vakit, cemaat-ı İslâmiye dine karşı lâkayd vaziyeti almışlar, perişan vaziyete düşerek tedenni etmişler.”(2)

Keza günümüzde de İslam dünyası, İslam’a sımsıkı sarılmadığı için perişanız ve tedennideyiz. Öyle ise;

“Ey Âlem-i İslâm! Uyan, Kur’an’a sarıl; İslâmiyet’e maddî ve manevî bütün varlığınla müteveccih ol!”(3)

Evet İslam dinini hayatlarına tatbik eden Müslümanlar, mazide maddî ve manevî terakkinin zirvesine çıkıp, asırlarca teali ve tekâmül ettikleri halde, bugünkü Müslümanlar, İslam’ın ulvi hakikatlerine ayna olamamış, onu hayatlarına tatbik edememiş, kendi su-i ihtiyarları ile tedenni etmiş, hurafe ve sefahetin esiri olmuşlardır. Bu durum onların sefalet içerisinde yaşamalarına, inkıraz ve izmihlallerine, cehalet çukuruna düşmelerine sebep olmuştur. Zira, hurafat ve sefahet bir milleti yaşatmaz, bilakis en kısa zamanda yok olmalarına sebep olur.

İslam dini, Müslümanların hayat tarzını tanzim eden, onların dünyevî ve uhrevî saadetini, maddî ve manevî terakkilerini temin eden ilâhî bir kanun ve eşsiz bir rehberdir

Fıtrata ve akla uygun, en mükemmel ve son din olan İslâm’ın ulvî hakikatlerini ve nurlu esaslarını hayatına tatbik eden fert ve milletler, her zaman tekâmül ve terakki ederler ve etmişlerdir de. Asr-ı saadet, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı tarihleri bunun en büyük delilidir.

Bugün İslâm ülkelerinin azamet ve ihtişamdan ve maddî terakkiden mahrum kalmalarında hiç şüphe yoktur ki, İslam dininin ulvî hakikatlerini gereği gibi hayatlarına tatbik etmemeleri ve ona karşı lakayd kalmaları vardır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:

Din, hayatın mukavimi ve ruhudur. Hayatın dine olan ihtiyacı, tarihin her döneminde devam etmiştir.

Hayat ile din, ceset ile ruh gibidir. Ne zaman bir cemiyet ve millet İslâmiyet’i kabul edip, hayatına tatbik etmişse, hem ilim ve irfan sahasında hem de sanayi ve ticaret alanında ilerlemiş ve diğer milletlere rehber olmuştur. İslam dinini hayatlarına tatbik eden sahabe-i kiram efendilerimiz, ilim ve faziletin, ahlâk ve adaletin birer temsilcisi ve güzel bir misali olmuşlardır. Hangi fert ve millet de dinî hissiyatı ihmal etmişse, maddî terakki durmuş, toplum zillet ve meskenete düşmüştür. Ve yine ne zaman ki, cemiyet kendini yalnız maddeye hasredip, mânayı ihmal etmiş ise, o zaman da insanlar, madde ve ihtiraslarının esiri, menfaatlerinin zebunu olmuşlardır. Din ile hayatı muvazene ile götüren milletler daima maddî-manevî terakki etmişlerdir. Din, beşer için vazgeçilmez ebedî ve ezelî bir hakikattir.

“Ey asırlardan beri Kur'anın bayrakdarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlâd ve torunları! Uyanınız! Âlem-i İslâmın fecr-i sâdıkında gaflette bulunmak, kat'iyyen akıl kârı değil! Yine Âlem-i İslâmın intibahında rehber olmak, arkadaş, kardeş olmak için Kur’anın ve imanın nuriyle münevver olarak İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip hakikî medeniyet-i insaniye ve terakki olan medeniyet-i İslâmiyeye sarılmak ve onu, hal ve harekâtında kendine rehber eylemek lâzımdır.”(4)

Bugün fikren sukutumuz, içtimaî dertlerimizin mütenevvi olması, İslam namı altında yaşayan Müslümanların bugünkü sefil ve perişan halleri şuurlu Müslümanların ve âlicenap dimağların vicdanlarını müteessir etmektedir. Üzerimize bir kâbus gibi çöken bu elim vaziyet karşısında bütün ehl-i imanın aklı, kalbi, ruhu, vicdanı ve bütün zerreleri sarsılmaktadır.

İşte bu elim vaziyet karşısında Bediüzzaman Hazretleri, “tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad ü figan ederek, "Ah, ah, ah! Vâ esefâ!” diyerek ciğerlerinin yandığını, uykularının kaçtığını ifade etmektedir. Üstad’ımızın ciğerleri nasıl yanmasın ki, bir zamanlar cihanın efendisi, hâkimi ve üstadı olan, maddî ve manevî terakki ile milletini saadet ve selamet içinde yaşatan, ilim ve adaletleriyle dünyaya damga vurup asırlarca cihanı titreten, marifet ve irfan nurlarını âlemin aktarına neşreden, âleme şan ve şerefle altı asırdan fazla bir zaman hükmeden, cihanı hayrette bırakan muazzam bir medeniyet kuran Müslümanlar, ne yazık ki, bugün kasvet - engiz bir harabe halini almış, o muhteşem ve revnakdâr mazimiz geniş bir mezaristana inkılâp etmiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Toplumun hayat bulması din ile mümkündür! (Video)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Lemeat.
(2) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Üçüncü Mebhas.
(3) bk. Tarihçe-i Hayat, Barla Hayatı.
(4) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...