"İşte, Sâni-i Mevcudat, bütün mevcudatta intişar eden tecelli-i muhabbetin bütün envaını bir noktada, bir aynada görmek..." şeklinde başlayan paragrafı detaylıca izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Paragrafın tamamı şöyledir:

"İşte, Sâni-i Mevcudat, bütün mevcudatta intişar eden tecelli-i muhabbetin bütün envaını bir noktada, bir aynada görmek ve bütün enva-ı cemalini ehadiyet sırrıyla göstermek için, şecere-i hilkatten bir meyve-i münevver derecesinde ve kalbi o şecerenin hakaik-ı esasiyesini istiab edecek bir çekirdek hükmünde olan bir zatı, o mebde-i evvel olan çekirdekten ta münteha olan meyveye kadar bir hayt-ı ittisal hükmünde olan bir mi’rac ile o ferdin kâinat namına mahbubiyetini göstermek ve huzuruna celb etmek ve rü’yet-i cemaline müşerref etmek ve ondaki hâlet-i kudsiyeyi başkasına sirayet ettirmek için kelamıyla taltif edip, fermanıyla tavzif etmektir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.)

Üstad Hazretleri Besmelenin İkinci Sırrında vahidiyet ve ehadiyeti izah ederken güneş misalini veriyor ve Güneş'in ziyasının bütün eşyayı ihata etmesinin vahidiyete, her bir parlak şeyde ziyasıyla, hararetiyle ve bir nevi cilve-i zatıyla görünmesini de ehadiyete misal veriyor. Vahid ve Ehad isimlerinin her ikisi de Allah’ın birliğini ifade eder. Sonsuz sıfatları bütün eşyayı ihata eden ancak Allah’tır, bu vahidiyet cihetiyle onun için bir şerik düşünülemez. Keza, varlığı vacib, kadim ve baki olan ancak Allah’tır, bu ehadiyet cihetiyle de yani zatı itibariyle de şerikten münezzehtir.

“Bütün enva-ı cemâlini ehadiyet sırrıyla göstermek” ifadesi nazarımızı vahidiyet sırrıyla göstermeye sevkediyor. Demek ki, Allah her şeyi güzel yaratmıştır. Bu güzelliğin her şeyi ihata etmesi vahidiyete misaldir. Keza, Allah bütün eşyaya ihsan ettiği bütün güzelliklerin her çeşidini bir tek mahlukunda da tecelli ettirmek istemiş ve Resûlulllah Efendimizi (asm.) bu cami ve mükemmel mahiyetle yaratmıştır. Bu ise ehadiyetin bir cilvesidir.

Onun (asm.) kalbi bütün hakikatleri istiab edecek bir vüsattedir “şecere-i hilkatten bir meyve-i münevver derecesinde”dir ve “o şecerenin hakaik-ı esasiyesini istiab edecek bir çekirdek hükmünde”dir.

Ve mi’rac “o mebde-i evvel olan çekirdekten ta münteha olan meyveye kadar bir hayt-ı ittisal hükmünde”dir. Yani Allah Resulünün mübarek kalbi bütün hakikatlere mazhar olmakla birlikte, bu mazhariyet bir çekirdeğin ağacın tamamını içine alması gibi idi. Mi’rac ile o çekirdek hükmündeki marifeti, muhabbeti, müşahadesi bütün kâinatı kaplayacak derecede büyüdü, inkişaf etti.

Kâinatta yarattığı her mahlukunu seven Cenâb-ı Hak, o kâinat ağacının meyvesi olan Habibini “bütün kâinat namına” sevmiş ve sonunda onu huzuruna celb ile rü’yet-i cemaline müşerref etmiş ve “ondaki hâlet-i kudsiyeyi başkasına sirâyet ettirmek için kelamıyla taltif edip, fermanıyla tavzif” etmiştir.

Bu bahsi şu ayet-i kerime ile tamamlayalım:

“De ki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana ittiba edin. Ta ki, Allah da sizi sevsin...” (Âl-i İmran, 3/31)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...