Otuz Üçüncü Söz Dokuzuncu Pencere'yi izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kâinatın ve mahlûkatın kendilerine mahsus ibadetleri, tesbih ve zikirleri, itaat ve vazifeleri gösteriyor ki; yaratılmış herbir varlık kendine has lisan ile Rablerini hamd ve takdis etmektedir.

Nasıl ki eşyanın üstündeki hikmet ve maslahatlar, Allah’ın Hakîm ismine işaret ve delalet ediyorsa, aynı şekilde bütün mahlûkatın şuurlu veya şuursuz ibadetleri de; Allah’ın Zât’ına ve Mabud-u Bilhak olduğuna delalet ediyor.

Sayısız meleklerin ve ruhanîlerin ibadetleri, akıl ve şuur sahibi olmayan mahlûkatın itaat ile yaptıkları fıtrî ibadetleri, insanlar içindeki milyonlarca evliya ve asfiyanın marifet ve muhabbetleri, şükredici kulların şükürleri, zikredici kulların zikirleri, tevhid ehli insanların tevhidleri, âşıkların aşkları, büyük bir kuvvet kazanıp, Mâbud-u Bilhak olan Allah’ı gösterir, O’na delalet ederler; O'nu; Mâruf, Mezkûr, Meşkûr, Mahmud, Vâhid, Mahbub, Merğub, Maksud gibi isimleri ile tarif ederler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

isahalim

"UMUM RUHANİ VE MELAİKELERİN KEMAL-İ İMTİSAL İLE UBUDİYETLERİ" diye geçiyor. Melekler zikredildiğine göre, ruhani'den kasıt cinler ve vefat eden müminlerin ruhları mı? Eğer öyleyse; vefat eden müminlerde mi ibadet ediyorlar? Yok etmiyorlarsa, o zaman da şöyle bir problem ortaya çıkıyor: Neden Üstadımız "cinler" deyip geçmedi de "ruhaniler" ifadesini tercih etti?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Vefat etmiş ruhların ibadeti şükür şeklindedir. Ruhanilerden maksat melekler, cinler ve insanlardan başka varlıklar da olabilir. Risale-i Nurun bir çok yerinde bu ruhaniler ifadesi müstakil bir şekilde vurgulanıyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
abdussamet-
"Cemadatın kemal-i itaatla ubudiyetkârane hizmetleri, bir Mabud-u Bilhakk'ın vücub-u vücudunu ve vahdetini gösterdiği gibi..." deniliyor. Vücut anlaşılıyor ama vahdetini nasıl gösteriyor olabilir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bir tabur asker düşünelim; başlarında aynı rütbede ve aynı göreve talip beş komutan bulunuyor ve aralarında şiddetli bir rekabet var. Bir tabur asker kime itaat edecek bu durumda? Komutanın teke düşmesinden başka çare kalmıyor.

Yani taburun bir düzene ve intizama girmesi bir komutan tarafından idare edilmesi ile mümkün olabilir, beş komutanla bir düzene girmesi asla mümkün değildir. Taburun çok düzgün ve intizam içinde olması da komutanın teke düştüğünün bir alameti oluyor.

Kainat ve camidat bir tabur asker gibidir ve mükemmel bir düzen ve intizam içinde hareket ediyorlar. Bu da kumandan-ı azamlarının bir ve tek olduğunun ispatı oluyor. Şayet -haşa- iki İlah olsa idi kainatın düzeni bozulur her şey birbirine karışırdı. Oysa kainatta karışıklığa dair en ufak bir emare görülmüyor. Camidatın bu muazzam düzen ve intizamı sahiplerinin bir ve tek olduğuna işaret ediyor.

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka İlahlar bulunsaydı kesinlikle yerin göğün düzeni bozulurdu. Demek ki arşın rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” Enbiya, 22

Bir ülkede birden fazla başkan olmadığı gibi evrende de birden fazla ilâhın bulunması mümkün değildir. Eğer varlık âleminde Allah’tan başka ilâh olsaydı ilâhlar arasında yaratma, yönetme ve üstünlük konularında anlaşmazlık meydana gelir, bu da varlığın yaratılma imkânının ortadan kalkmasına veya evrenin nizamının bozulmasına sebep olurdu.

Birden fazla ilâhın anlaşarak evreni ortaklaşa yönettikleri farzedilirse bu durumda da ilâhların her biri tam değil, noksan etken olmuş olur. Noksan olan ise ilâh olamayacağından hiçbirinin ilâh olmaması gerekir. Kısacası ister bağımsız olarak isterse ortaklık şeklinde Allah’tan başka ilâhın bulunması aklen mümkün görülmemektedir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...