"Öyle bir ünsiyet verdi ki; bulunduğum muzaaf vahşet bin defa tezauf etse idi, yine o teselli kâfi gelirdi." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Marifet, tevekkül, sadakat ve ünsiyet elbette insanın manen terakkisine ve saadetine vesile olan en mühim rükünlerdir. Bu ulvi hasletlerden mahrum olan kişi ne dünyada ne de ahirette mesut ve bahtiyar olamaz.

Allah’ı tahkiki bir iman ile tanıyıp tevekkül eden insan hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında mesut ve bahtiyardır. Tevekkül, sadakat ve ünsiyet tahkiki bir iman ve marifetin neticeleri ve meyveleridir. Yani insanın imanı ne kadar tahkiki ve kuvvetli ise, o nispette tevekkül, sadakat ve ünsiyette inkişaf ve inbisat eder.

"Ünsiyet" her şeyi kendine dost ve aşina bilmektir ki, bunu da temin eden, imanın rükünleri ve esaslarıdır. Yani Allah’ı ve diğer iman rükünlerini hakkı ile bilip iman eden kişinin, bütün âlemi nur ve muhabbet ile dolar, her şeyin hakikati ve hikmetleri parlamaya başlar. İman bir iksir gibi bütün eşyanın hakiki mahiyetini izhar eder, her şeyi dost ve aşina yapar.

Bütün varlıkları Allah’ın birer vazifeli memuru olarak bilen insan için, eşya düşman değil, dost vaziyetine girer. Kâinat koca bir boşluk değil, Allah’ın sevimli ve güzel bir sanatı, her tarafı şirin ve nurani melekler ile dolu bir zikir ve ibadet meclisi gibidir. Hayata ve kâinata böyle bakan bir insan için her şey dost, her mahluk vazifeli bir memurdur. İşte ünsiyetin hakikati budur.

İnsan cüzi iradesi ile hidayete yönelir ve talep eder, Allah da hidayetiyle, onun kalbini ve âlemini nura gark eder. Hidayeti istemek kuldan, onu ihsan etmek ise Allah’tandır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 5.907
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...