Peygamberler, mucizeler, imani meselelerin tamamı açık ve net oldukları hâlde, Birinci Asıl'da perdeli olmasını nasıl anlamalıyız? Perdeden maksat; insanların tarz-ı telakkileri mi, yoksa hakikatlerin anlaşılmasının zorluk ve müşkülatlı olması mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada esas olan, hakikatlerin anlaşılmasının zorluğu veya müşkil olması değildir. İnsanların iradesini elinden alarak inanmak zorunda kalacağı bir şekilde mucize olmasının, imtihan sırrına uygun olmadığıdır.

İşte bu sırdan dolayı, Peygamber Efendimiz (asm)'in istikbale dair haberleri, insanları imana mecbur kılacak kadar açık ve net olmadığı gibi, aklın göremeyeceği kadar da kapalı ve muğlak değildir. Aksine imana ve hidayete hevesli ve kabiliyetli olan müminlerin göreceği kadar açık bir derecededir. Ama herkesin mecburen inanmasını ve teslim olmasını gerektirecek kadar da açık ve net değildir.

Mehdi ve deccal de öyle bir üslup ile bildirilmiş ki, ne insanın göremeyeceği kadar tam kapalı ne de insanı imana mecbur edecek kadar tam açıktır. Tam kapalı ve tam açık olmak, imtihana zıt bir durumdur.

Nitekim, Peygamberimiz (asm) zamanında gerçekleşen bir mucize karşısında iman edenler olduğu gibi, onu başka şekilde yorumlayıp iman etmeyenler de vardır. Demek ki, harikulâde de olsa insanların özgür iradelerini ellerinden alan ve onlara zorunlu istikameti gösteren bir mucize söz konusu değildir, çünkü bu imtihan sırrına aykırıdır. Aynı mucize karşısında iman edenlerin yanında inkârını sürdürenlerin varlığı bunun kesin delilidir.

“Fakat, sırr-ı teklif olan imtihan ve tecrübe muktezasıyla, elbette bedâhet derecesinde ve ister istemez tasdike mecbur kalacak derecede mu’cize olmazdı. Çünkü, sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz, Ebu Cehil de Ebu Bekir gibi tasdik eder, imtihan ve teklifin faidesi kalmaz, kömürle elmas bir seviyede kalırdı.”(1)

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Dördüncü Nükteli İşaret.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Ayet ve hadislerde istikbale ait hadiselerden, bedihi bir şekilde haber verilmemesinin hikmeti nedir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

İmtihan: Kelime olarak deneme, tecrübe etmek, bir şeyin hakikatına ıttılâ peyda etmek için çok dikkatle düşünmek ve salâhiyet veya salâhiyetsizliğini anlamak için yapılan teftiş ve tecrübe etmek gibi manalara geliyor. Ya da iyi ve kötüyü temyiz edip iyinin iyi olmasını kötünün de kötü olmasını tescil edip ilan etmektir.

Şayet imtihan olmaz ise iyi ile kötü ayrışmaz eşit bir durumda kalırlar. Eğitimde imtihan çalışkan talebe ile tembel talebenin temyiz ve tefriki için yapılır. Şayet imtihan yapılmaz ise eğitim verimsiz ve kalitesiz hale gelir, çalışkan talebe ile tembel talebe aynı ve eşit bir şekilde kalır.

Aynı şekilde din de bir imtihandır. Dinin imtihanı ise iyi insan ile kötü insan, hayırlı insan ile şerli insanı, kafir insan ile Mümin insanı ayrıştırır ve ayıklar. Nasıl ateş madeni yakınca içindeki kıymetli altın ve cevherler açığa çıkıyor, ama bunun yanında kıymetsiz taş ve topraklarda zayi olup gidiyor. Aynı şekilde din ateşi de insanları yaktığı zaman Ebu Bekir (r.a) gibi kıymetli ve kaliteli insanlar ortaya çıkıyor; bunun yanında Ebu Cehil gibi kıymetsiz ve muzır hayvanlar ateşe gidiyor. Elbette cevher ve altın gibi kıymetli şeyleri kazanmak için taş toprak nasıl feda ediliyor ise Ebu Bekir (r.a) gibi insanları kazanmak ve açığa çıkarmak için de Ebu Cehil gibi muzır ve şerli insanlar feda edilir. İşte dinin imtihan olması bu manayadır.

Nasıl insanlık içinde cevher kıymetinde olan insanlar ile zararlı hayvan kıymetinde olan insanlar beraber bulunuyorlar, aynen insanının mahiyetinde de insanı en yüksek makamlara çıkaracak kabiliyetler ile en aşağı düşürecek süfli hissiyatlar beraber bulunuyor. İşte şu kabiliyetlerin tefrik ve temyizi için yani biribirinde ayrışıp ayıklanması için imtihan gereklidir. İmtihanın da insanı kabule mecbur edecek kadar açık ve sarih olmaması gerekir.

Üniversite imtihanında sorular ne aklın çözemeyeceği kadar karmaşık ve kapalı ne de herkesin çözebileceği kadar basit ve açıktır. Sorular öyle bir ayardadır ki çalışkan talebe ile tembel talebe arasındaki fark ayrılsın, cevher gibi kabiliyetler ile kokuşmuş kabiliyetler biribirinden ayıklansın.

İşte dinin hakikatleri de bu ayardadır. Dinin hakikatleri ne aklın anlamayacağı kadar kapalı ve karmaşık ne de herkesin mecburen kabul edeceği kadar açık ve nettir. Peygamber Efendimiz (asm)'in istikbale dair haberleri insanları imana mecbur kılacak kadar açık ve net olmadığı gibi, aklın göremeyeceği kadar da kapalı ve muğlak değildir. Belki imana ve hidayete hevesli ve kabiliyetli olan müminlerin göreceği kadar açık bir derecededir.

Mehdi ve deccal de aynı bir ayar ve üslup ile bildirilmiş ki ne insanın göremeyeceği kadar tam kapalı ne de insanı imana mecbur edecek kadar tam açık. Tam kapalı ve tam açık olmak imtihana zıt bir durumdur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...