"Rab" ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Rab; “Terbiye edici” demektir. “Bir şeyi safhalar hâlinde, kademeli olarak kemâl noktaya ulaştıran erdiren”, “karşılık beklemeden terbiye eden, besleyen, büyüten,” manalarına gelmektedir..
Terbiye, bir şeyin, bir ilk noktadan itibaren, kademeli olarak kemâle erdirilmesi ve son noktaya ulaştırılması demektir. Bütün âlemler için bu ilk nokta Nur-u Muhammedî (asv)'dir.
Âlemlerin terbiyesi denilince hatırımıza, öncelikle, sema âlemi, arz âlemi, hava âlemi, su, toprak, ziya âlemleri gelir. Bütün varlık âlemleri bir ilk noktadan itibaren ayrı terbiyelerden geçmişler ve sonunda tümü bir tek şey olmuşlardır: Kâinat.
Terbiye mefhumu, inşa ile yakından ilgilidir. Kâinatta şahit olduğumuz varlıkların büyük çoğunluğu, “ibda” ile bir anda değil, “inşa” ile safhalar halinde meydana gelmişlerdir. Şu uçsuz bucaksız kâinat ve içindeki sayısız varlık âlemi altı gün tabir edilen altı devrede yaratılmış, inşa edilmiştir.
İbda ve inşanın da en güzel misalleri kâinatın küçük hulasası olan da mevcut. Ruhun yaratılması ibda ile bedenin yaratılması ise inşa ile olmuştur.
Bu haşmetli terbiye fiillerinin en mükemmeli, ahsen-i takvimde yaratılan, yani en mükemmel bir istidat sahibi olarak terbiye edilen "Rabb’ün-nas" isminin tecelli ettiği insanda çok net olarak görülür. Rab isminin en parlak, en mükemmel aynası insandır. İnsanın da ilk hareket noktası, rahim menziline atılan bir tohumdur. Bu tohumun safhalar hâlinde terbiyesiyle, göz, kulak, el, ayak, ağız, mide, kalp, ciğer, beyin gibi birbirinden çok farklı organlar yaratılmıştır. Büyük âlemde, güneşin, havanın, suyun terbiyeleri birbirinden farklı olduğu gibi, bu küçük âlemde de, meselâ, ciğerle midenin terbiyeleri birbirinden ayrıdır. Bu farklı terbiyelerle, bir tek varlık ortaya konulmuştur: İnsan
Dünün bir damla suyu, dokuz aylık bir terbiye sonunda gören, işiten, düşünen, inanan, çok farklı ilimlere ve sanatlara kabiliyetli harika bir canlı olarak dünyaya gönderilmiştir.
Dünün çekirdeğinin bugün muhteşem bir ağaç olması ve dallarında yüzlerce meyve beslemesi, terbiye fiilinin bir neticesi ve Rab isminin bir tecellisidir.
Kuş yumurtalarının uçacak şekilde, balık yumurtalarının ise yüzecek şekilde terbiye edilmeleri Rab isminin farklı tecellilerini sergiler.
Kâinattaki her bir sistem, arş, kürsi, levh-i mahfuz, âlem-i misal farklı terbiyelerden geçtikleri gibi, yeryüzündeki her hayvan ve bir bitki türü de ayrı terbiyelerden geçerek mevcut hallerini almışlardır. Yine, her bir elementin, her bir ışının terbiyesi de diğerinden farklıdır.
Göremediğimiz melekler âleminde de Rab isminin tecellileri farklılık göstermektedir. Cebrail (a.s) ile Azrail (as) nin yine farklı terbiyelerden geçmiş olacakları açıktır. Nur Külliyatı'nda "bir yağmur damlasına müekkel olan meleğin Arşa müekkel melek cinsinden olamayacağı" nazara verilmekle, melekler âlemindeki terbiye fiillerinin her cins melek için başka olacağına dikkat çekilmektedir.
TECELLİLER BİR UMMAN
Rab isminin tecelli daireleri bir umman. O, ummandan sadece bir katre:
Semada bir Rububiyet saltanatı hükmediyor. Bütün yıldızlar aynı zâtın terbiyesinden geçmişler. Semanın Rabbi o ülkenin bütün yıldızlarını söndürmeden yandırır, düşürmeden durdurur veya çarptırmadan döndürür. Durmadan dönende başka, düşmeden duranda daha başka bir terbiye fiili icra edilmiş. Bu ayrı terbiyeler onlara farklı isimler taktırmış: Sabit yıldızlar ve gezegenler...
Aynı liseden mezun iki öğrenciden biri Hukuk Fakültesine gidiyor, diğeri Tıp Fakültesine. Ayrı dersler alıyor, ayrı tatbikatlar yapıyor, kısacası ayrı terbiyelerden geçiyorlar. Ve sonunda ayrı isimlerle yâd ediliyorlar: Hâkim ve doktor.
Yerküresi, güneş sisteminden tek bir gezegen. Ama onda o kadar çok ve o kadar ayrı terbiye fiilleri icra ediliyor ki, “Rabb’üs-semavativel-ard” ismi, sanki arzdaki bu farklı terbiye fiillerinin yıldızlar kadar çok olduğunu imâ ediyor bize.
Bu arz küresinde, havasıyla suyuyla, bakırıyla altınıyla, şekeriyle tuzuyla, ovasıyla gölüyle ve nihayet bitkisi, hayvanı ve insanıyla her ne varsa, hepsi arzın Rabbinin terbiyesinden geçmişler. Hepsinde o saltanatın hâkimiyeti okunmakta.
Toprağı bakterilerle kaynaştırırken, denizlerde balıkları, kan nehirlerinde al ve akyuvarları oynaştırıyor.
Uçan kuştan bal yapan arıya, ipek ören böcekten süt imal eden koyuna, cemiyet hayatı süren karıncadan, müstakil yaşayan aslanlara, parslara kadar her bir hayvan nev’i, Allah’ın Rab isminin ayrı bir tecellisini sergilemekte.
Canlılar âlemini organlar seviyesinde düşündüğümüzde, çok geniş ve akıllara durgunluk veren bir başka tabloyla karşılaşır ve Rab isminin, bunların her birinde ayrı bir cilvesi olduğunu görürüz.
Gözün terbiyesi kulağın terbiyesine benzemez.
Kalbin terbiyesi beynin terbiyesinden çok farklıdır.
Karaciğerle akciğerin terbiyeleri de ayrı ayrıdır.
SİYAH NOKTA
Yıllar önceydi. Elimin üzerinde küçük bir siyahlık gördüm. Kalorifer bacalarından gelen bir is lekesi sandım. Silmek üzere elimi uzattığımda hareket etti. Anladım ki, benim is sandığım şey küçük bir böcekmiş. Parmağımın ucunu kendisine iyice yaklaştırdığımda yürüyüşünü hızlandırdı.
O anda aklımdan şunlar geçti:
Bu küçük hayvancık benden kaçtığına göre büyümüş, olgunlaşmış demektir. Bunun bir de çocukluk, bebeklik dönemleri vardı. O zamanlar ne kadar küçücüktü.
O bir nokta kadar bedene altı ayak, iki göz, mide ve diğer organlar nasıl yerleştirilmişti.
O küçücük ağzına ve midesine uygun yiyecekler nasıl hazırlanmıştı?
Bütün bu ve benzeri nice soruların tek bir cevabı vardı:
O’nu yaratan ve terbiye eden Allah onunla beraberdi.
Yine, bu siyah nokta içerisine görme, işitme, sevme ve korkma hisleri nasıl yerleştirilmişti?
Benden kaçtığına göre hayatını seviyordu ve onun kaybolmasından korkuyordu.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü