"Risale-i Nur, İsm-i Âzam cilvesiyle ve ism-i Rahîm ve Hakîmin tecellisiyle zuhur ettiğinden,.." Kelime-i tevhid ve ism-i azam cilvesinin Allahü ekber ve celal ile alakası nasıldır?
Değerli Kardeşimiz;
"Risale-i Nur, İsm-i Âzam cilvesiyle ve ism-i Rahîm ve Hakîmin tecellisiyle zuhur ettiğinden, imtiyazlı hassası اَللّٰهُ اَكْبَرُ'den iktibasen celâl ve kibriya, بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ'den istifâzaten merhamet ve şefkat, وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ'den istifadeten hikmet ve intizamın esasları üzerine gidiyor. Onun ruhu ve hayatı onlardır. Sair meşreplerdeki aşk yerinde, Risale-i Nur’un meşrebinde müştakane şefkattir. Ve re’fetkârane muhabbettir." (1)
“Allahü ekber" kelimesinden iktibas eden celal ve kibriyadır. Celal ve kibriya zaten Allah’ın azamet ve büyüklüğünü ifade eden kelimelerdir. Rahim isminden istifaza eden de merhamet ve şefkattir ki, zaten Rahim, hususi şefkat ve merhamet etmek manasına geliyor.
Risale-i Nur'un hikmeti de Hakim isminin bir yansımasıdır. Yani Risale-i Nurlar Allah, Rahim ve Hakim isimlerinin bir tecellisi oluyor.
Şefkat; büyük insanlarda bulunan yüksek bir vasıftır. Ruhu okşayan, kalbi sürurla dolduran ulvî bir sıfattır.
Allah Resûlü (asm.) "Her isme îtidal üzere ve en ileri mânâda" mazhar. Rahîm isminin en büyük mazharı da O’dur (a.s.m.). Öyle ise şefkat denilince de en başta O hatıra gelmeli.
Rahîm ismine kâmil mânâda mazhariyet, insanlara iyiliklerin en büyüğü olan iman vadisinde yardımcı olmakla, onları ebedî azaptan kurtarıp sonsuz bir saadete kavuşturmak için bütün himmet ve gayretiyle çalışmakla olur.
Allah Resûlü (a.s.m.) bu mânânın en ileri temsilcisi. O, müşrikleri tebessümüyle ezer, affıyla mahveder, tevazuuyla küçültür, faziletiyle öldürürdü. Onun bu engin şefkati karşısında, kendinden geçenler, eriyip tükenenler, "ölmeden evvel ölür" ve "ashab" olarak dirilirlerdi. Ama, o engin şefkate karşı koymakta direnenlere, o şefkat timsali üzülmekten başka ne yapabilirdi!?..
O, müşrikleri tevhide davet eder, onların cehennem azabından kurtulmaları için bütün himmetiyle, en ağır ve dayanılmaz şartlar altında gayret gösterirdi. Ama şirkin de amansız düşmanıydı.
O insan-ı kâmiller, o büyük mürşidler içerisinde Bediüzzaman isminin ayrı bir yeri vardır. Bu onun, câhiliyye âdetlerinin yeniden boy gösterdiği, insanların imanına, iffetine, ahlâkına en dehşetli silâhlarla hücum edildiği, inanmanın, salih amel işlemenin yeniden suç sayılmağa başlandığı en çirkef bir zeminde vazife yapmasından ileri geliyordu.
O büyük Peygamber varisi de Allah Resûlünün (a.s.m.) izini aynen takip etmiş ve şefkatle yola çıkmıştı.
"Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var." (Mektûbat) diyerek dâvâsını net biçimde ortaya koymuş, şefkat ve şevk ile ve büyük bir himmet ve gayret ile bu vadide bereketli çalışmalar yapmış ve bu ihlâslı gayretler, Allah’ın izniyle meyvesini vermişti.
Onun o engin şefkatinden sadece bir misâl: Eskişehir’de zulmen atıldığı hapishanenin penceresinden dışarıyı seyrederken, karşıdaki lise mektebinin kızlarının bahçede gülerek raksettiklerini görür ve kendi ifadesiyle "birden mânevî bir sinema ile onların elli altmış sene sonraki halleri"ni müşahede eder ve gözyaşlarını tutamaz. Hıçkırıklarını duyarak yanına gelen arkadaşlarına, "şimdi beni kendi hâlime bırakınız" der ve elemini tek başına çekmeye devam eder. Esarette, Rus kumandanına ayağa kalkmayan o büyük kahramana, gençliğin geleceği gözyaşı döktürmüştür. Bu yaşlar, Onun o deryaları andıran engin şefkatinden birkaç damladır.
Şu ifadeler de onun şefkatini ve himmetini ortaya koymaktadır:
"Âlem-i İslâm’a indirilen darbelerin en evvel kalbime indiğini hissediyorum." (Tarihçe-i Hayat)
“Karşımda müthiş bir yangın var, alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.” (Tarihçe-i Hayat)
“Benim ve Risale-i Nur’un mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan ‘şefkat’ itibariyle, bir mâsuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, belki beddua ile de mukabele edemiyorum.” (Şualar)
İsm-i azam lafza-ı celal olan “Allah” lafzıdır ki, besmelenin en azam ismidir. Risale-i Nur'un bu isme mazhar olması, her meslek ve meşrebi içine alacak geniş ve ihatalı bir tesire sahip olmasıdır. Evet, Risale-i Nurlar avam -havas, âlim- cahil, zengin - fakir herkesimi dairesine alan geniş ve muhat bir meslek ve meşreptir ki, bu ancak ism-i azam’ın derin ve geniş tecellisi ile mümkündür. Mesela, bir ismin gölgesine giren hususi bir meslek ve meşrep başka hususi bir meslek ve meşrebi dairesine ve tesirine alamaz. Bu yüzden, tarihte binlerce farklı ve mütebayin meslek ve meşrepler zuhur etmiş.
"Allahu ekber"de bu muhat ve tevessü latif bir şekilde mündemiçtir. Yani Risale-i Nur Allahu ekber manasına mazhar olduğu için, muhat ve kuşatıcı olup her meslek ve meşrebi içinde eritebilir ya da cem edebilir bir mahiyete sahip demektir.
Kelime-i tevhidde de bu muhat ve kuşatıcılık hükmediyor. Bu yüzden, bütün peygamberlerin ve onun talebeleri hükmünde olan evliya ve asfiyanın en azim ve tesirli virdi kelime-i tevhid olmuş.
(1) bk. Şualar, Sekizinci Şua.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü