Risale-i Nurları okurken istifade ediyor, tefekkür hususunda zayıf kalıyoruz. Bu eksiklik midir; ne yapmalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nurları hayata ve hakikate tatbik etmek için gaflet ve ülfet perdelerini yırtmak gerekiyor.
Gaflet, kelime olarak dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık gibi manalara geliyor.
Dini bir terim olarak gaflet; en mühim vazife olan Cenab-ı Hakk'a itaat ve ibadeti terk edip, abes, faydasız ve kıymetsiz şeylerle uğraşmak ve nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allah’ı ve ahireti unutmaktır.
Gafletin çok mertebeleri ve dereceleri vardır. Küfür bir gaflet-i mutlak olduğu gibi, ibadetlerdeki eksiklikler de bir gaflettir. Bu yüzden, gaflet sadece küfür ve fısk ile sınırlı bir mefhum değildir. Marifetin zirvesinde olan asfiyalar bile gafletten şikâyet edip, o hallerine tövbe etmişler. Hatta manevî terakki yolunda bir alt makam, bir üst makama nisbetle gaflet telakki edilmiştir. Âlimlerimiz, Hazreti Peygamber (asm)'in günde yüz defa tövbe etmesini, manen her an terakki ettiği için, bir alt makamını bir üst makama göre nakıs görüp, gaflet telakki ettiği için istiğfar ettiğini ifade etmişlerdir.
Küfür, gafletin en koyu ve en kesif halidir. Bütün kâinat, içindeki her bir varlık Allah’ın varlığına ve birliğine ve ahretine güneş gibi parlak birer delil de olmasına rağmen, insanların ekserisi küfrün kesif ve koyu girdabında sönüp kaybolurlar. Küfür gafletinin bu koyu ve kesif halini ancak ve ancak hidayet ve iman ışığı yırtabilir ki, burada yine iş insanın irade ve talebinde bakıyor. Yani insan, iradesini hidayet ve imandan yana sarf etmedikçe, gaflet sarmalından kendini kurtaramaz.
Gaflet öyle sinsi bir hastalıktır ki, hidayet ve iman sahasında da varlığını devam ettiriyor. İman etmiş bir Müslüman bile onun nurunu her daim hissedip yaşayamıyor, tadını ve kokusunu alamıyor. Bunun yegâne sebebi gaflettir. Evet, gaflet imanın tesirini kırıp, imanı kalbin derinliğine hapseden zehirli ve fark edilmeyen sinsi bir düşmandır. Bu düşman, uzun vadeli hesaplar yapar ve hedefi ise, imanı kalpten tart etmektir.
Günahlar gafletin sivri başlarıdır. Nasıl ciğerdeki sinsi bir hastalık deride çıban şeklinde tezahür ediyor ise, gaflet de günah ve fısk şeklinde tezahür ediyor. Günahlar gafletin sinsi ve tehlikeli meyveleridir. Gaflet, tövbe ve tefekkür ile imha edilmez ise, neticesi helaket olur.
Gafleti besleyip zinde tutan iman zayıflığı, ülfet, ünsiyet ve meşgale gibi şeylerdir. Bunlar kökten tedavi edilmedikçe, gaflet kanseri de tedavi edilemez. Gafletin en büyük ilacı ve zıddı, huşu ve huzurdur. Huşu ve huzur Allah’ın huzurunda olduğunu idrak edip, ona göre hareket etmek manasındadır.
Sürekli olarak Allah’ın huzurunda olduğunu akılda ve zinde tutmanın tek yolu, her şeyde ona açılan marifet pencerelerini görebilmek ve okuyabilmek ile mümkündür. Yani bir çiçeğe, bir böceğe, bir yıldıza baktığımız zaman, Allah’ın isim ve sıfatlarını o şeylerde görebiliyor isek, o zaman her şey bize O’nu hatırlatır ve O’nu gösterir. Işık nasıl karanlığın düşmanı ise, huşu ve huzur da gafletin düşmanıdır.
Böyle bir huzur ve meleke ancak sağlam ve tahkiki bir iman ile kazanılır. Bu zamanda sağlam ve tahkiki iman dersini Risale-i Nurlar veriyor. Risale-i Nurlarla ile meşgul olmak, onun penceresi ile tefekkür etmek, o güzel huzur ve meleke durumunu temin edebilir ve ediyor. Eczanelerden hastalığımız için ilaç aldığımız gibi, kitapçılardan da gafletimiz için Risale-i Nurlar almalıyız vesselam.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü