"Risaletü’n-Nur gittikçe parlak, harikane fütuhat-ı imaniye yapar. Kendi kendine, inşaallah her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Kastamonu Lahikası’ndaki bu vecize, Risale-i Nur’un geleceğe yönelik vizyonunu, yayılma karakteristiğini ve muhatapları üzerindeki nihai tesirini müjdeleyen bir tespittir. Bu kısa ama derin cümleyi analiz ettiğimizde şu önemli hakikatler öne çıkar:
1. "Gittikçe Parlak, Harikane Fütuhat-ı İmaniye Yapması"
Buradaki fetihler, toprak kazanmak veya siyasi bir güç elde etmek anlamında değildir; kalplerin ve akılların imanla fethedilmesidir. Bedîüzzaman Hazretleri, bu eserlerin tesirinin zaman geçtikçe azalmayacağını, tam tersine zaman yaşlandıkça gençleşen Kur'ân hakikatleri gibi gittikçe daha parlak bir şekilde parlayacağını ifade eder. Baskılara, engellemelere ve zorlu şartlara rağmen bu yayılışın devam etmesi ise olağanüstü olarak nitelendirilir.
2. "Kendi Kendine" Yayılma Gücü
Bu ifade, Risale-i Nur’un en belirgin ve özgün karakteristiğini ortaya koyar. Arkasında büyük maddi fonlar, devlet destekleri, organize reklam ve propaganda mekanizmaları olmadan; tamamen samimi okuyucuların elden ele, dilden dile, kalpten kalbe aktarmasıyla yayılmasıdır. Eser, kendi içindeki hakikatin cazibesi ve fıtrata uygunluğu sayesinde, harici bir zorlama veya teşvike ihtiyaç duymaksızın yolunu bulur ve yürür.
3. "Her Görenin Kalbinde Yerleşmesi"
Risale-i Nur’un hedef kitlesi sadece akıl veya zihin değildir. Hakikatler akıl süzgecinden geçtikten sonra doğrudan doğruya kalbe inip orada kök salar, yerleşir. İnsanın fıtratındaki hakikat arayışına tam bir cevap verdiği için, tarafsız ve insaflı bir gözle bu eserlerle tanışanların iç dünyasında kalıcı bir inkılap meydana getirir.
4. "Muannidleri (İnatçıları) Susturması"
Muannid, gerçeği gördüğü halde inatla sırtını dönen, ideolojik veya nefsi sebeplerle hakikate düşmanlık eden kişi demektir. Risale-i Nur’un delilleri o kadar mantıki, rasyonel ve sarsılmazdır ki, bu inatçı kimseler kalben hemen teslim olmasalar bile, aklen ve ilmen söyleyecek söz bulamazlar; argümanları çürütülür ve susturulurlar. Eserler, muhatabını itiraz edemeyecek bir ilmi kesinlikle baş başa bırakır.
Özetle; bu ifadeler, imana ve Kur'an hakikatlerine hizmet eden bir tefsirin, arkasındaki hakiki güç olan ilahi rızaya dayandığında, hiçbir beşeri engelin onun kalplere ulaşmasına mâni olamayacağını ilan etmektedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü