"Sabret, belki şükret." Hastalıklar yüzünden ibadet ve hizmet edilemiyor, kişi rızkını kazanamıyor, nasıl anlamalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
Çekilen sıkıntı ve acılar, -sabretmek şartı ile- her mümin için birer sevap kapısı ve fazilet kaynağıdır. Lakin hastalık ve musibetler insanın şahsi ibadet ve farzlarına mâni oluyorsa, çabuk geçmesi için dua edilebilir.
Hz. Eyyub (as)’in duası, şahsi ibadet ve farzlarını yapamaz hâle geldiği içindir. Bunun dışında farz olmayan nafile ibadet ve dualar, hastalıktan hasıl olan sevapla aynıdır. Hatta hastalıktan hasıl olan menfi ibadet daha faziletlidir.
İhtiyaç sahibi olmak, musibet ve sıkıntılar insanın daha ziyade dua ve niyaz, zikir ve ibadet etmesine vesile eder. İnsanın muhtelif ihtiyaç ve taleplerinin hepsi, onu Allah’ın bir ismine götürür. Mesela açlık ihtiyacı insanı Rezzak ismine, hastalık hali Şafi ismine götürür ve hakeza.
İnsanın ihtiyaçlarının nihayetsiz olması, hiçbirini yerine getirmeye gücünün yetmemesi, onu kudreti nihayetsiz ve hazineleri sonsuz olan Allah’a götürür. Yoksa maddi ve manevi fayda ve menfaat temin etmek değildir.
Asrımızın insanları maddeci felsefe ile boyandığı için, katıksız ve ivazsız bir ibadetin manasını anlamakta zorluk çekiyor. Dua ve ibadetleri sadece maddi ve manevi ihtiyaçları temin etmek ya da sıradan bir alışveriş hesabı olarak görüyor.
Bu vesile ile İkinci Lem'a'dan birkaç paragrafı buraya alıyoruz:
"ÜÇÜNCÜ VECİH: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir. Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve her bir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, o şekvâ değil, şükretmek gerektir."
"Evet, ibadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfi. Müsbet kısmı malûmdur. Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle, musibetzede zaafını ve aczini hissedip, Rabb-i Rahîmine ilticâkârâne teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riyâ giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer." (Lem'alar, 2. Lem'a, Üçüncü Nükte)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar