"Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risaletün-Nuru bulandırmasın, tesirini kırmasın." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nurların tesirli olmasının en mühim sebeplerinden birisi ihlas, diğeri de ihtiyaç ile yazılmasındandır. Şayet ihtiyaç yokken ve ilmî bir ihtiras ile yazılmış olsa idi bu denli insanlar arasında tesirli olamazdı. İhlas ise, ancak mahviyet ve terk-i enaniyet ile kazanılır. Üstad Hazretlerinin ifade etmek istediği husus burasıdır.

Bütün asırların korkup titrediği âhir zaman fitnesinin, olanca şiddetiyle hükmettiği bu dehşetli asırda, iman hizmeti gibi en ulvî bir vazifeyi Nur Risaleleriyle en mükemmel bir şekilde yapan Üstad Hazretleri, bu büyük mazhariyete karşı nefsinden yanlış bir ses gelmemesi için, ona bu tesirli dersi veriyor.

“Herkesten ziyâde sen müflis ve muhtaç ve müteellim olduğundan en evvel senin eline verildi.”(18. Söz)

Bütün mukaddes kıymetlerin tahribe başladığı bir dönemde, her hamiyet sahibi bir endişeye kapılmış ve bu fitneye karşı kendi çapında bir şeyler yapmak istemiştir. Bazıları, istikbalde Kur’ân’ı anlayacak kimse kalmayacak endişesiyle himmetini tefsir sahasında teksif etmiş ve kıymetli tefsirler yazmışlardır. Bir kısmı ise hadis-i şerifler üzerinde kesif bir faaliyet göstermiştir.

Üstad Hazretleri ise, ekilen menfî tohumlara bakarak, istikbalde farzlarını bile terk edecek, hatta iman hakikatlerinde şüphe ve inkâra düşecek bir neslin geleceğinden korkmuş, bunu dert edinmiş ve her derdin dermanını veren Cenâb-ı Hak da ona Nur Risalelerinin yazılmasını ilham ve ihsan etmiştir.

Nitekim bu konuda kendisi bizzat şöyle buyurmaktadır:

“Dert benimdir, devâ Kur'ân'ındır.” (Mektubât, Yirmi Sekizinci Mektub)

Bir ihsan-ı İlâhî olarak, bu büyük vazife Üstad Hazretlerine verilmiştir. Ancak bunun sebebini “liyakat, ilmen üstünlük, azami ihlâs” gibi sebeplere değil de kendisinin “herkesten ziyâde müflis, muhtaç ve müteellim” olmasına bağlanması, onun kulluk şuurundaki kemalinin bir nişanesi olduğu gibi, “aczde bin kuvvet gördüm.” ifadesiyle de yakından alâkalıdır. İnsan, kendisini ne kadar muhtaç, âciz ve fakir görürse, İlâhî rahmet onda o kadar fazla tecelli eder.

Diğer bir husus; Risale-i Nurlar manevî ve vehbî şekilde yazılmış bir tefsirdir. Manevî ve vehbî tefsirlerde zahirdeki müellif ne kadar benliğini eritip aradan çekilirse, o kadar tesirli ve kuvvetli olur. Üstad Hazretleri insanlar ile Allah arasında bir vasıtadır. Zira Allah’ın nimet ve ihsanlarını sebepler eli ile göndermesi değişmez bir âdetidir. Bu hakikatten yola çıkarak Üstad Hazretleri kendini daima bir sebep, bir vasıta olarak görmüş ve mümkün mertebe benliğini aradan çekmeye gayret göstermiştir.

Başka bir husus, mahviyet ve mutlak tevazu, üzerimizdeki nimetleri inkâr edip görmezlikten gelmek demek değildir. Böyle olursa küfran-ı nimet olur. Yani Allah’ın üzerimizdeki nimetleri inkâr etmek manasına gelir ki, bu da caiz değildir. Öyle ise ne nimetleri kendimizden bileceğiz, ne de nimetleri inkâr edip görmezlikten geleceğiz ve nimetleri Allah’tan bilip şükredeceğiz.

Üstad Hazretleri Risale-i Nurların çok yerinde tahdis-i nimet nev’inden üzerindeki nimetleri izhar ve ilan ediyor.

Netice olarak; mahviyet, tevazu ve terk-i enaniyet, nimetleri Allah’tan bilip şükretmek ve insanlar üstünde faziletfüruşluk taslamamaktır. Bu şartlar dâhilinde, üzerimizdeki nimetleri tahdis nev’inden izhar ve ilan etmemizde bir mahzur ve beis yoktur. Üstad Hazretleri bu halleri üzerinde cem eden güzel bir misaldir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...