"Şu dünya ve dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini ve eğer din-i hak olmazsa dünya bir zindan olması ve dinsiz insan en bedbaht mahlûk olduğunu..." cümlesini devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cümlenin tamamı şöyle:

"Şu dünya ve dünya içindeki ruh-u insanî ve insanda dinin mahiyet ve kıymetlerini ve eğer din-i hak olmazsa dünya bir zindan olması ve dinsiz insan en bedbaht mahlûk olduğunu ve şu âlemin tılsımını açan, ruh-u beşerîyi zulümattan kurtaran Yâ Allah ve Lâ ilâhe illâllah olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:"

"Eski zamanda, iki kardeş uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide ta yol ikileşti. O iki yol başında ciddî bir adamı gördüler. Ondan sordular: ..."(1)

"Sekizinci Söz"de genel hatları ile "inananlar ile inanmayanların durumları mukayese ediliyor. Hak din olan İslâm’a iman edip, onun ulvî hakikatlerini hayatlarına tatbik edenlerin, dünyada nasıl huzur içinde hayat sürdükleri ve ahirette nasıl bir saadete nail olacakları; inkâr edenlerin ise nasıl bir akıbete dûçar olacakları" çok güzel bir şekilde izah ediliyor.

Evet, varlıklara ve hâdiselere iman ve hidayet gözlüğü ile bakan birisi, her şeyin iyi ve güzel tarafını görür ve onunla mutlu olur. Zahirde çirkin ve şer gibi görünen şeyleri de kadere havale edip, tam bir teslimiyet ve tevekkül ile o huzur ve mutluluğuna zarar verdirmez. Bu sebepledir ki, "Kadere iman eden kederden emin olur." denilmiştir. İslâm bu yönü ile dünya saadetinin de ilacı ve reçetesidir.

Kalbinde iman olmayan bir münkir ise, her şeyin ve her hâdisenin kötü ve çirkin tarafını görür ya da öyle zanneder; hayatı bir azap makinesine döner. Sefayı unutur, kederi alır, hayatı zehir olur. Oyun ve eğlencenin peşinde koşarak ölümü unutmak ister. Arkasına ecel aslanı takılmış, önünde kabir kuyusu bulunan bir adamın, dünyanın haram lezzetlerine iştahla dalması kendini aldatmaktan başka bir şey değildir.

Kısacası, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen ise hayatından lezzet alır.

"Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.”

Kafasını sefahat ve rezaletlere sokan gafiller bu incelik ve hakikatleri hissetmeyebilir. Zaten sefahat ve haramlara dalmalarının sebebi de bu acı ve azapları hissetmemek içindir.

"Dünyanın âkıbeti ne olursa olsun, lezâizi terk etmek evlâdır. Çünkü, âkıbetin ya saadettir; saadet ise şu fâni lezâizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının âkıbetini küfür sâikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezâiz evlâdır. Çünkü, o lezâizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden, adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez."(2)

Ölümü mutlak bir yokluk olarak gören birisi için de dünya lezzetlerini terk etmek evladır. Zira idama mahkûm bir adama dünyanın en leziz yiyecek ve içeceklerini takdim etseniz veya asılacağı idam sehpasını süsleseniz, onun acısına acı katmış olmaz mısınız?

Dünyanın lezzetli hayatına ünsiyet ve ülfet ne kadar kuvvetli ve kavi ise, onlardan ebedî ayrılmak da o kadar zor ve acı olur.

"Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor..." ifadesi, kâfirin hayattaki acı hâlini ifade ediyor.

Evet, din ve iman her şeyi güzel gösteren bir iksirdir. Kim bu iksiri elde ederse, dünyada huzurlu yaşar, ahirette de ebedî saadete nail olur. İman nurundan mahrum olanlar dünyada kederle yaşar, âhirette de elim azaplara dûçar olurlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Sekizinci Söz.
(2) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...