"Sarahat, işaret, remz, ima, telvih, telmih" ıstılahlarına Kur'an ayetlerinden misal vererek, izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Malûmdur ki tevafuk, İlm-i cifrin anahtarlarından mühim bir anahtardır. Eğer bir tevafuk ise, delâlet denilmez; fakat hafî bir îma olur. Eğer iki cihet ile aynı mes'eleye tevafuk gelse, îmadan remiz derecesine çıkar. Eğer iki-üç cihetle aynı mes'eleye gelse işaret olur. Eğer meâni-i elfaz işârât-ı harfiyeye münasib gelse ve işaretle bahsedilen insanların ahvali o mânaya mutabık ve muvafık olsa, o işaret o vakit delâlet derecesine çıkar. Eğer altı-yedi vecihle tevafukla beraber, mâna-yı kelimat işaret-i harfiyeye muvafık gelse ve mukteza-yı hâle de mutabık olsa, o delâlet o vakit sarahat derecesine çıkar."(1)
Sarahat: Mana ve hükmün açık ve berrak olmasıdır ki, Kur’an’ın ekser ayetleri bu kabilden ayetlerdir. Yüzlerce ayetten şu ayeti misal olarak verebiliriz.
"Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz." (Nur, 24/56)
İşaret: Manası açık ve berrak olmayıp, büyük âlimlerin anlayabildiği ayetlerdir ki, sarih ayetlerin işari manaları da olabilir. Bu yüzden, Kur’an’ın her ayetinde bu kabilden işaretler bulunabilir. Remz ve ima gibi makamlar, işaretin letafet ve kesafetine bakar. Yani ayetin işareti çok latif ise remz olur, kesif ise işaret olur.
Üstad Hazretleri bu hususa şöyle işaret ediyor:
"S - بِسْمِ اللّٰهِ ve اَلْحَمْدُ ِللّٰهِ gibi âyetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?"
"C - Evet, قُلْ kelimesi, Kur’ân’ın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan قُلْ kelimelerine esas olmak üzere بِسْمِ اللّٰهِ tan evvel قُلْ kelimesi mukadderdir. Yani, 'Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve tâlim et.' Demek besmelede İlâhî ve zımnî bir emir var. Binaenaleyh, şu mukadder olan قُلْ emri, risalet ve nübüvvete işarettir. Çünkü resul olmasaydı, tebliğ ve tâlime memur olmazdı. Kezalik, hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdimi, tevhide îmadır."(2)
Remz ve imaya Risale-i Nurlardan şu ayeti misal olarak verebiliriz:
"(...) Şu Âyet-i Nuriye'nin manaca çok tabakatı ve vücuh-u kesîresi vardır. Ve o tabakalardan ve vecihlerden işarî ve remzî bir vechi manaca ve cifirce nurlu bir tefsiri olan Risâle-in Nur ve Risalet-ün Nur'a dört-beş cümlesiyle on cihetten bakıyor. Ve o tabakalardan ve o vecihlerden bir tabaka ve bir perde dahi mu'cizane elektrikten haber veriyor."
"Risâle-i Nur'a bakan Birinci Cümlesi: مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ dur. Yani: Nur-u İlahî'nin veya Nur-u Kur'anî'nin veya Nur-u Muhammedî'nin (A.S.M.) misali şu مِشْكَوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ dur. Makam-ı cifrîsi dokuz yüz doksan sekiz (998) olarak aynen Risalet-ün Nur, -şeddeli nun iki nun sayılmak cihetiyle- tam tamına tevafukla ona işaret eder."
"İkinci cümlesi: اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ dur. Yirmi Sekizinci Lem'a'da tafsilen beyan edildiği gibi, İmam-ı Ali (R.A.) Kaside-i Celcelutiye'sinde sarahat derecesinde Risâle-in Nur'a bakarak ve ona işaret ederek demiş: اَقِدْ كَوْكَبِى بِاْلاِسْمِ نُورًا Ben tahmin ediyorum ki, İmam-ı Ali'nin (R.A.) bu işareti, bu cümle-i Nuriyenin remzinden mülhemdir. Bu cümle-i âyetin makamı, beş yüz kırk altı (546) edip, Risâle-i Nur'un adedi olan beş yüz kırk sekize (548) gayet cüz'î ve sırlı iki fark ile tevafuk noktasından işaret ettiği gibi remzî bir manasıyla tam bakıyor."
"Üçüncü Cümlesi: مِنْ شَجَرَةٍ dir. Eğer مِنْ شَجَرَةٍ deki ة vakıflarda gibi ه- sayılsa beş yüz doksan sekiz (598) ederek tam tamına Resâil-in Nur ve Risâle-in Nur adedi olan beş yüz doksan sekize tevafukla beraber مِنْ فُرْقَانٍ حَكِيمٍ in adedine yine sırlı birtek farkla tevafuk-u remzî ile hem Resâil-in Nur'u efradına dâhil eder, hem yine Risâle-in Nur'un şecere-i mübareki Furkan-ı Hakîm olduğunu gösterir. Eğer مِنْ شَجَرَةٍ deki ة , ت kalsa, o vakit makam-ı cifrîsi dokuzyüz doksanüç (993) eder, tevafuka zarar vermeyen cüz'î ve sırlı beş farkla Risalet-ün Nur adedi olan dokuz yüz doksan sekize (998) tevafukla manasının dahi muvafakatine binaen ona işaret eder."(3)
Telvih: Lüzumlu şeylerden bahsetmek suretiyle olan kinâye. Meselâ: "Filâncanın mutfağında çok odun sarf olunur" denildiği zaman, bundan, mutfakta çok yemek pişirildiğine, ev sahibinin cömertliğine ve misafirin çokluğuna intikal edilir.
"Âyetlerimizi yalan sayanlara ve onları kabule tenezzül etmeyenlere gök kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar da cennete giremeyeceklerdir. İşte Biz, suçlu kâfirleri böyle cezalandırırız!" (A’raf, 7/40)
Devenin iğne deliğinden geçmesi kabil olmadığına göre, kâfirlerin ebedî olarak cehennemde yanacaklarına telvih yapılmış oluyor.
Telmih: İbârede bahsi geçmeyen bir kıssaya, fıkraya, meşhur bir şiire ve bir söze işaret etmektir. Telmihin maksada ve kelama kuvveti ise, asıl manayı destekleyecek yan manalara işaret etmekle olur. İbârede bahsi geçmeyen bir kıssaya, fıkraya, meşhur bir şiire veya bir söze işaret ederek mana ve maksada kuvvet katmaktır. Hazret-i Ömer (r.a)’ın Sa'd ibni Ebi Vakkas'a yazdığı mektupta; “Ben Nuşirevan'dan daha âdilim!...” demesi gibi, bazen bir telmih çok büyük hâdiselerin önüne geçer ve yanlışları düzeltir.
Telmih ve ima ile bir şeyi ifade etmek bazen açıktan ifade etmekten daha tesirli ve daha heyecan vericidir. Bu sebeple, telmih ve işaret kalbin en derin köşesindeki uyumuş hissiyatları uyandırmak ve harekete geçirmek için çok mühim bir edebî sanattır. Ama kelamda asıl maksad niyet ve garazı ifade etmektir. Telmih ve işaret maksada zarar vermez ve ifade eden adamı bağlamaz.
Mesela, "Aslan gibi adam" dediğimiz zaman, maksat ve murad, kişinin kuvvetli ve cesur olduğudur. Aslan ifadesinin içinde bulunan hayvanlık ve yırtıcılık telmihen ve işareten bulunabilir ve konuşanı mes’ul kılmaz.
Dipnotlar:
(1) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sekizinci Lem'a.
(2) bk. İşaratül-İcaz, Fatiha Suresi Tefsiri.
(3) bk. Şualar, Birinci Şua, Birincisi.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Melzumdan lâzıma intikal derecesi
hüccet> burhan> delil >ayet > işaret > alamet > emare = karine (şualar 646- 95)
Karine ve emareler birleşir alamet olur,
Alametler birleşir, işaret, işaretler birleşir âyet, ayetler birleşir delil , deliler birleşir bürhan, bürhanlar birleşir külli hüccetler olur.
Tenezzülatın mertebeleri
Vahiy-i sarih (Kuran) > vahyi zimnî (hadisler) > ilham çeşitleri > ibham >ihtar
Mananın kelama tetabuku
sarahat >delalet > işaret >remz > ima > telvih > telmih
Bu sebebden, bütün tefsirlerde görünen ve sarahat, işaret, remiz, îma, telvih, telmih gibi tabakalarla müfessirînin beyan ettikleri manalar, kavaid-i Arabiyeye ve usûl-ü nahve ve usûl-ü dine muhalif olmamak şartıyla, o manalar, o kelâmdan bizzât muraddır, maksuddur.
İşarat-ül İ'caz (RNK) - 8
Sarahat : Lafız ile anlamının ve farklı bir çok cihetle mananin kelama kati tetabuku
Delalet : Lafzın zahiri ve en birinci manası ile kelama tetabuku
İşaret: Bâtını ve ikinci derecede kalan işari manalarla kelama tetabuku
Remz/rumuz : ebced ve cifir ile kelamın manaya tetabuku
Îma : Tevafuk cihetiyle kelâmın manalara tetabuku
Telvih : Mecaz ve kinaye ile kelamın manaya tetabuku
Telmih : Temsil ve teşbihler, kissalarla , atasözü vb. ile kelamın manaya tetabuku