"Sâni-i Mukaddese 'tabiat' ismini" vermek ne demektir?
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
"Tabiat" kelimesi iki ayrı manada kullanılıyor. Birisi şu gördüğümüz varlık âleminin tümüne tabiat denildiği gibi, her şeyin fıtratına da tabiat denilmektedir. Mesela, gözün tabiatında görme, kulağınkinde işitme vardır.
Bu derste tabiat birinci manasıyla nazara verilmiştir. Eşyayı tabiatın yapması bin derece muhaldir. Zira tabiattaki her şey yaratılmıştır. Yaratılan, yaratıcı olamaz. Bu hakikat Tabiat Risalesi’nde bütün cihetleriyle ele alınmış ve eşyayı tabiatın yapamayacağı izah ve ispat edilmiştir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yazar:
Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.015
Yorumlar
"Senin gibi sersem, âciz, cahil tabiatla mı?.. Hata ederek o Sâni'-i Mukaddes'e 'tabiat' ismini verip onun mu'cizat-ı kudretini, o tesmiye bahanesiyle tabiata isnad edip, bin derece muhali birden irtikâb etmek mi istersin?" Bu iki cümle aynı değil mi?
Burada ilk bakışta iki cümlede de ifade edilen "tabiat" kavramının aynı olarak görülmesi söz konusu olabilir. Fakat biraz dikkat ile nazar edilirse; bu iki cümlenin birbirinden farklı versiyonları olduğu görülebilir. Şöyle ki:
Birinci cümledeki tabiatta; kâinatın idare kanunlarına ve mevcudat fihristesi olan yönüne dikkat çekiliyor. Yani, bir ilahın kabul edilmediği, kanunların ve varlıkların nasıl ve ne şekilde olacağını belirleyen ve varlıkların özeti olan DNA şifreleri gibi akılsız ve şuursuz programdan ibaret olan bir camid ve sağır usta kastedilmektedir.
İkinci cümlede geçen tabiatta ise; bir ilahın kabul edilip, bu ilahın kâinatı yarattıktan sonra kendisinin artık varlıkların teşekkülünde ve meydana gelmesinde hiçbir şekilde karışmadığı, tabiat denilen bir teşkilat programının kâinatı idare ettiğini ve varlıkları meydana getirdiğini savunan bir gruba ders verilmektedir. Bu gurup ise “deist” denilen bir sapık fikrin savunucularıdır.
Dolayısıyla iki cümlenin muhatapları “tabiatçı” dediğimiz müessiriyeti tabiata veren kişilerdir. Fakat birinci cümle Allah’ın varlığını kesinlikle kabul etmeyenleri ve “Her şeyin tabiatı eşyanın yaratılmasında müessirdir.” fikrini kastederken, ikinci cümle ise Allah’ın kâinatı yarattığını, fakat daha sonra kendisinin artık yaratmaya karışmadığını, koyduğu kanunların ve mahlukata yerleştirdiği kuvvetin -İlahi kudretin yerine- iş yaptığını savunanları hedef almaktadır.
Özellikle deistleri Üstadımız Yirmi Üçüncü Lem’a (Tabiat Risalesinde) şu ifadelerle ciddi anlamda çürütmektedir;
Şöyle farklı bir bakış açısı da arz edilebilir:
Birinci cümlede; Beşinci Pencere'de anlatılan sanat-ı İlâhiyenin tabiatla izah edilemeyeceği, zira tabiatın bunu netice verecek vasıflara sahip olmadığı; sersem, aciz, cahil olmasından dolayı, tabiat fikrinin hezeyan olduğu ifade ediliyor.
İkinci cümlede ise; bu faaliyet ve icraatın sahip ve maliki kusurlardan, hatalardan, eksik sıfatlardan uzak olan mukaddes bir Sanî'in mucize kudretiyle olabileceği, onun yerine tabiatı koymaya çalışmanın bin derece imkânsızlık gibi bir çürük iddiayı tercih etmek demek olacağı zikrediliyor.
Dolayısıyla iki cümle birbirine kuvvet veriyor...