Altıncı pencereyi "Kâinatın ulvî ve süflî tabakatındaki bütün âlemler, ayrı ayrı lisanla bir tek neticeyi, yani bir tek Sâni-i Hakîmin rububiyetini gösteriyorlar." cümlesiyle izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Fatiha sûresinin ilk ayetinde hamdin ancak Allah’a mahsus olduğu beyan edildikten sonra O’nun bütün âlemlerin Rabbi olduğu haber verilir. Bir ağacın her şeyiyle meyveye göre terbiye edilmesi gibi, bu âlem de insana göre terbiye ve tanzim edilmiştir. Güneş onun gözüne ışık verdiği gibi, hava kanını temizlemekte, rüzgârlar bulutları taşıyarak onun imdadına yetişmektedir.

Göklerin insana yardımının en açık delili güneşin sayısız faydalarıdır. O sadece yolumuzu göstermekle kalmaz, rızıklarımızın hazırlanmasında da fotosentez hâdisesindeki temel rolüyle de insana çok büyük bir yardımda bulunur.

Yerdeki sayısız ihsanlardan burada mevsimlerin değişmesi bir misâl olarak verilmiştir. Üstad Hazretleri bahar için “mahzen-i erzak bir vagon” tabirini kullanır. Bu vagon gaybdan yani Allah’ın Rezzâk isminin tecellilerinden sayısız nimetler taşıyarak insanlara ulaştırmaktadır.

Kâinat, kelime manasıyla bütün varlık âlemini içine almakla birlikte, genellikle şu içinde bulunduğumuz maddî âleme deniliyor. Bu maddî âlemin süfli tabakası yeryüzü, ulvî tabakadaki âlemler ise semavat, kürsi, âlem-i misal, levh-i mahfuz gibi ulvî âlemlerdir.

Mesela, toprak kesif ve süflî bir âlemdir. Topraktan yaratılan sayısız bitkiler ve hayvanat tevhidin en zahir ve bahir birer delilleridirler.

Güneş sistemi latif ve ulvi bir âlemdir. Bu sistemin muntazam hareketi ve devirleri ise tevhidi açıkça ilan eder.

İnsanın bedeni süflî âlemlerden, ruhu, kalbi, aklı, vicdanı ve diğer latifeleri ulvi âlemler sınıfındandır. İnsanın bedeni deruhu da tevhidin en parlak delillerindendir.

İnsanın zahirî duyguları, ekseriyetle şehadet âlemine bakıyor. Batınî duyguları ise, ekseriyetle gaybî denilen ahiret âlemlerine bakıyor. Akıl, kalb, ruh, vicdan gibi latifeler manevî ve gaybî âlemlere açılan birer pencereler hükmündedirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Otuz Üçüncü Söz, Altıncı Pencere'yi özetler misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bu pencerenin ana konusu; farklı alemlerin bir tek neticeye bakıp, onu ilan ve ispat etmesidir.

Mesela; sema bir alem olup, onun içindeki yıldız ve galaksilerin mükemmel hareketleri ve her hareketinde sayısız hikmet ve maslahatların tezahür etmesi gösteriyor ki; bu hareketleri mükemmel bir şekilde planlayan ve bu planı mükemmel işleyen birisi vardır.

Bu dil ve işaret, aynı şekilde yer yüzündeki alemlerde ve sistemlerde de vardır. Yani; alemlerin keyfiyet ve işleyişleri biribirinden farklı ve başka da olsa, neticeye yani bütün o işleri yapan Zat'a işaret dilleri ve misyonları aynıdır.

Kainattaki sayısız alemlerin ortak bir dili, ortak bir misyonu sanatkarlarına olan işaret ve beşaretleridir. Her alemin sayfası ve çarkları ayrı bir tahkik konusu olsa da; hedef ve gayeleri ortak ve birdir, o da tevhittir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Cevv-i semâdaki bulutlardan mühim hikmetler ve gayeler ve lüzumlu faideler ve semereler için tavzif edilen ve gönderilen katreler,.. Öyle de zemindeki bütün dağların ve dağlar içindeki madenlerin..." İzah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Mehmet ağanın tarlası kavrulmuş, yağmura hasret bir şekilde bekliyor. Dolayısı ile Mehmet ağa da tarladan çıkacak mahsule muhtaç. Mehmet ağanın midesi ve yavruları, hâl dili ile mahsulden üretilen yiyecek ve içeceklere gözlerini dikmişler. Demek semadan inecek yağmur damlaları, yeryüzüne hayat verecek bir öneme haizler.

Aklı ve şuuru olmayan bulutların ya da semanın, böyle müteselsil bir fayda-nimet silsilesini hesaplayıp, yani Mehmet ağanın mide ve yavrularını düşünüp yağmur üretmesi ve onu kavruk toprağa akıtması kabil değildir. Demek sema ile toprak, toprak ile insan, insan ile toplum arasındaki bu mükemmel ilişkiyi öyle bir zat hesaplıyor ki, O sonsuz ilmi ile her şeyi biliyor, sonsuz basar sıfatı ile her şeyi görüyor, sonsuz kudret sıfatı ile de her şeyi sevk ediyor. Bütün bu organizasyonu cansız ve şuursuz varlıklara vermek mümkün değildir, öyle ise tevhide yani Allah’a vermek zorundasın.

Dağların altındaki kömür, petrol, demir, gaz, su, bakır vesaire birçok maden, milyonlarca yıl önce birisi tarafından, şimdi kullanmamız için istif edilmiş ve zamanı gelince de bir mühendise keşfettirilmiş. Bundan daha büyük bir tevhit delili olmaz ve olamaz. Şimdi hayat bu sayılan madenler üzerine kurgulanmış. Hava, su toprak ve bunlardan çıkan bitki ve hayvanat nasıl hayata hayat iseler, dağların altındaki madenler de hali hazırda hayata hayat olarak sahibine işaret ve delalet ediyor.

İhsan Muhsini, ikram Kerimi, lütuf Latifi, rızık Rezzakı, sanat Sanatkârı gösterdiği gibi, semadan inen yağmur, dağın altına istif edilmiş madenler de Kerim, Latif, Rezzak, Muhsin bir Allah’ın varlığına ve birliğine işaret edip ispat ediyor. Onca nimetlerin mükemmel bir plan ve ince bir hesap ile oraya konulması ya da oradan akıtılması tesadüf ve tabiatın işi olamaz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Cezbekârâne mevzun hareketleri, yapraklar adedince, yine o Sâni-i Hakîmin vücub-u vücudunu ve vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir." cümlesini izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Mevzun", kelime olarak vezinli, ölçülü, tartılı, düzgün, yakışıklı anlamlarına geliyor. "Mevzun hareket" ise bir şeyin ölçülü ve vezinli hareket etmesi anlamına geliyor.

Bitki ve ağaçlardaki yaprakların her hâllerinde ölçülü ve düzgün olması, bir hikmet ve ahenk üzere büyümeleri ve hareket etmeleri hep “cezbekârâne mevzun hareketler” kapsamına giriyor.

Yaprak, bitkilerde fotosentez, transpirasyon ve solunumun gerçekleştiği temel organlardır. Yapraklar, gövde ve yan dalların üzerindeki boğumlardan çıkan ve büyümesi sınırlı olan yapılardır.

"Cezbekârâne" ifadesi, yaprağın Allah’tan aldığı emri aşk ve cezbe ile yapmasıdır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Hem nasıl berde ve bahirde kemâl-i rahmetle rızıkları verilen ve kemâl-i hikmetle muhtelif şekiller giydirilen ve kemâl-i rububiyetle türlü türlü duygularla teçhiz edilen bütün hayvânat,.." İzah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Karalarda ve denizlerde sayısız canlılar yaşamakta ve bu canlıların rızıkları mükemmel bir şefkat ve hikmet ile verilmektedir. Düşünen ve akıllı bir insan, bu sayısız canlıların böyle mükemmel bir şefkatle beslenip rızıklandırılmasından, sonsuz Rahmet ve Hikmet sahibi bir Zatın varlığını anlar ve ona iman edip perestiş eder.

Yine karalarda ve denizlerde sayısız canlılar yaşamakta ve bu canlıların hepsine ayrı ayrı birer şekil ve duygular verilmiş. Filin şekli ve duyguları ile bir balığın şekli ve duyguları çok farklıdır. Düşünen ve akıllı bir insan, bu sayısız canlıların böyle mükemmel bir şekil ve duygular ile donatılmasından, Musavvir ve Kerem sahibi bir Zatın varlığını anlar ve ona iman edip perestiş eder.

Her canlı ayrı ayrı, Allah’ı bu isimleri ile tanıtırken, topluca düşünüldüğünde de Allah’ın azamet ve büyüklüğü ortaya çıkıyor. Bir karıncanın hususi rızıklandırılması şefkati gösterirken, bütün karıncaların ve bütün canlıların rızıklandırılması da onun azamet ve kibriyasına işaret ediyor.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Hem nasıl sahrâlarda ve dağlardaki küçük küçük tepelerin türlü türlü muntazam çiçeklerle süslenmeleri, herbiri bir Sâni-i Hakîmin vücubuna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla haşmet-i saltanatını ve..." devamıyla izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Üstad Hazretleri, Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıf’ında; bir çiçek üstünde, Allah’ın yirmi ismini bizzat gösterip, yetmişe yakın isminin de zahiren tecelli ettiğini ifade ediyor. Yani değil bir bahçe, bir tepeyi, bir çiçek üstünde bile Allah’ın birçok ismi parlak bir şekilde görülüyor. Mesela çiçeğin mükemmel şekli Musavvir ismine, çiçek üstündeki mükemmel sistem Nazım ismine, güzel ve tatlı yüzü Müzeyyin ismine vehakeza böyle birçok isim, çiçek üstünde hem tevhidi hem de isimleri ispat ediyor. Bu çiçeklerle bezenmiş tepe de, daha geniş, daha parlak bir şekilde tecelli ederek, tevhidi ispat eder.

Sahra da tıpkı dağlar ve tepeler gibi, bir yaşam formu olup, binlerce canlının hayatına ve mükemmel hikmet ve düzenlere ev sahipliği yapıyor. Bunun tafsilatını fen ilimlerinden tahsil edebiliriz. Çölü inceleyen belgesel ve ilim dallarına baktığımızda onun dağ ve bahçelerden geri kalmadığını görürüz.

"Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır." (Yunus, 10/6)

Mesela "çöl gemisi" olan devedeki harika yaratılış tevhidin en parlak bir delilidir.

Deve, kendi vücudunu çöl ortamına göre kendisi mi ayarlamıştır? Burun mukozasını kendisi oluşturup, tepesindeki hörgücü o mu meydana getirmiştir? Ya da hortum ve fırtınalara karşı göz ve burun yapısını kendisi mi tasarlamıştır? Kan ve hücre yapısını, devenin kendisi mi 'su harcamama esası' üzerine düzenlemiştir? Vücudundaki tüylerin dokusunu o mu seçmiştir? O mu kendisini "çöl gemisi"ne dönüştürmüştür? Deve (canlıların tümünde olduğu gibi) elbetteki bunları yapamaz.

"Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı?" (Gaşiye, 88/17)

ayeti, gerçekten de bu olağanüstü hayvanın varoluşunu en iyi biçimde açıklamaktadır. Deve de diğer bütün varlıklar gibi yaratılmış, özelliklerle bezenmiş ve Allah'ın yaratmadaki üstünlüğünün bir işareti olarak yeryüzüne yerleştirilmiştir.

Deve, bu tür üstün fiziksel özelliklerle yaratılırken, insana hizmetle görevlendirilmiştir. İnsan ise, tüm varlık aleminin içindeki buna benzer yaratılış mucizelerini görmek ve tüm varlıkların yaratıcısı olan Allah'ı bilip tanımakla mükelleftir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Öyle de bağlardaki muntazam nebâtat ve nebâtâtın gösterdikleri müzeyyen çiçekler ve çiçeklerin gösterdikleri mevzun meyveler ve meyvelerin gösterdikleri müzeyyen nakışlar,.." İzah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bağ ve bahçelerdeki intizamlı bitkiler ve bu bitkilerin süslü ve estetik oluşu, aynı zamanda bu bitkilerin mükemmel ve ölçüler ile yoğrulmuş meyveler vermeleri ve bu meyvelerin başlı başına mükemmel bir nakışlı sanat olmaları, sanatkârı olan Allah’a işaret edip ispat ediyor.

Yeryüzünü bütünü ile bir bağ, bir bahçe olarak düşündüğümüzde de Allah’ın mükemmel bir terbiye ve rahmet güzelliği ile bu bahçeyi donattığını ve canlılara bu dünyayı bir sofra gibi serdiğini görüyor ve onun sonsuz cemal ve şefkat sahibi olduğunu idrak ediyoruz.

Bir elma, bir elma ağacı, elma ağacının bulunduğu bir bahçe, bahçenin bulunduğu dünya sıralaması ile gittiğimizde, şefkat ve sanattan; azamet ve büyüklüğe, cüziden külliye intikal etmiş oluyoruz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Hem nasıl bütün ecsâm-ı nâmiyede, büyümek zamanında muntazaman hareketleri ve türlü türlü âlâtla teçhizleri ve çeşit çeşit meyvelere şuurkârâne teveccühleri..." Örnekle izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Büyümek ve yetişmek tabiri, canlı ve hayat sahibi varlıklar için kullanılır. Bunlar insanlar, cinler, hayvanat ve nebatattır.

Bir çiçeğin, bir karıncanın bir bebeğin oluşma ve gelişme esnasında göstermiş olduğu sistematik ve hikmetli hareketler ve aşamalar, gelişme ve oluşma işleminin tesadüfen olamayacağı ya da kör ve sağır sebepler tarafından yapılamayacağını gösteriyor. Çünkü bu aşamalarda görülen sayısız fayda ve hikmetler sonsuz bir ilim, irade ve kudret tarafından yapıldıklarına işaret ediyor.

“Sizi topraktan yaratması O’nun varlığının delillerindendir. Sonrasında ise (çoğalıp yeryüzüne) yayılan insanlar oluverdiniz.” (Rûm, 30/20)

Canlıların yaratılma aşamalarında Allah’ın varlığına ve birliğine deliller olduğu gibi büyüyüp gelişmelerinde de benzer deliller bulunuyor.

"And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta)ya çevirdik. Alakayı bir çiğnemlik et yaptık. Bir çiğnemlik etten kemikler yarattık. Kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir." (Müminun, 23/12-14)

Görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim ceninin (ana rahmindeki canlının) yedi safhadan geçtiğini bildiriyor:

1) Topraktan süzülmüş bir öz,
2) Nutfe (meni),
3) Alaka (aşılanmış yumurta),
4) Mudğa (et parçası),
5) Kemik (iskelet),
6) Etle kaplanmış iskelet,
7) Ruh safhalarıdır.

Bu aşamaların hepsi muazzam bir ilim ve hikmet ile yapılmaktadır. Bu durumda canlıların oluşma ve gelişme aşamalarının her biri ferden ferdâ (birebir) Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna şehadet ve vahdetine işaret ediyor. Hepsine toplu bir bakışla bakılabilse, Allah'ın sonsuz kudreti, her şeye hakim ilmi, son derece mükemmel hikmeti, harikulade rububiyeti görülebilecektir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...