"Sermayesi âfâkî mâlûmattan ibaret olan akl-ı dünyevî,.. Kalb dahi mecâzî mahbublardan vazgeçti. Vicdan dahi fânilerden yüzünü çevirdi. Sen dahi bîçare nefsim,.." Akıl, ruh, kalb, vicdan ve nefis sıralamasının aralarındaki münasebet açısından izahı nasıl?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sadece dünya işleriyle alakadar, kendini kimin yarattığını, vazifesinin ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini hiç düşünmeden yalnız "afakî malumat" ile yani kendi haricindeki hâdiselerle ilgilenen, onlardan nefsi namına ne gibi faydalar sağlayabileceğini düşünen, hakikate nüfuz edemediği için de “zahirperest” olan bir insanın aklı, “dünyevî”dir.

Böyle bir aklın imal ettiği fikirler, neticede hiçliğe incirar eder, bu ise ruhu ümitsizliğe düşürür.

Sadece bir misâl verelim:

Akl-ı dünyevî, portakalı inceler, onun C vitamini taşıdığını keşfeder. Onu yiyen kişilerin bünyelerinin mikroplara karşı daha dayanıklı olduğunu ortaya koyar. Ancak, düşüncesini biraz daha ileri götürdüğünde portakal yediği için grip olmasa bile sonunda öleceğini, kabirde çürüyeceğini, hem kendisinin hem de yediği portakalın hiçliğe incirar edeceğini düşündüğünde müthiş bir hayrete ve yeise düşer.

“Ufûl edenlerden ve zeval bulanlardan ruh elini çekti.” ifadesi, bilhassa, ölüm hâdisesine bakmaktadır. Ölümle ruh bedenden elini çekince, bedeni ihata eden ve besleyen kâinattan ve ondaki hâdisattan da elini çekmiş oluyor. Yani, artık o ruh için, beyinle ayağın, geceyle gündüzün, baharla kışın bir farkı kalmamıştır. Hiçbiriyle münasebeti yoktur, onlardan ne fayda görür, ne de zarar.

"Ölmeden önce ölme" bahtiyarlığına erenler, aynı mânâyı hayatta iken de kalben yaşarlar ve mahlukata gönül bağlamazlar.

"Kalb dahi mecâzî mahbublardan vazgeçti."

Mecaz; “yerini tecavüz etmiş, farklı yerde kullanılan” demektir. Kalbin yaratılışında Allah’a muhabbet vardır. Çünkü "sebeb-i muhabbet olan cemal, kemal ve ihsanın" tamamı ona aittir.

"Beşer, fıtraten, şu kâinatın Hâlık'ına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünkü fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır."(1)

"Vicdan dahi fânilerden yüzünü çevirdi."

Nihâyetsiz âciz ve fakir olduğunu, bütün ihtiyaçlarının ancak kâinatın tümüne hükmü geçen Rabbi tarafından görüldüğünü vicdanen bilen insan, kendisi gibi âciz, fakir ve fani olan mahlûkların onun derdine deva olamayacağını bilir ve onlardan yüz çevirir. Faydayı da zararı da onlardan bilmez. Onlara müracaat etmek yahut onlardan korkup sakınmak yerine, bütün mahlûkatın Hâlık’ına sığınır, "iyya ke na’büdü…"nün sırrına ererek, "ancak ona ibadet edip yalnız ondan yardım diler."

Bütün bunları müşahede eden nefis de kendine güvenmeyi ve fanilere gönül bağlamayı terk edip "Lâ uhibbü’l-âfilîn" deyip kurtuluş yoluna girer.

1) bk. Lem’alar, On Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...