"Hayvanın mazi ve müstakbeli yok." Bazı ilmî araştırmalara göre bazı hayvanlar geçmişi ve geleceği hatırlayabiliyor. Üstad’ın burada ele aldığı hikmet ile tenakuz teşkil etmiyor mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayvanların geçmiş ve geleceği düşünmesi, muhakeme edip mukayese etmesi mümkün değildir. İlmin ifade ettiği husus, hayvanların yaşayabilmeleri için edindiği tecrübe ve ilahi sevktir.

İslam âlimleri aklı üç mertebede hülasa etmiştir:

Küllî Akıl: Kâinatta görülen umumî ahenk ve her şeyi idrak eden akıl.

Akl-ı Maad: İrfan ve ilimle terbiye olan, ahiretini düşünen akıl. İstikbali düşünüp onun gereğini yapmaya çalışan akıl.

Akl-ı Maaş: Aklın en alt tabakası olup, sadece ve sadece dünya maişetini düşünen akıl mertebesidir. Seküler (dünyevî ya da hayvanî) akıl da denilebilir.

Hayvanlarda akıl yoktur, sadece hayatlarını idame ettirecek bazı hislere sahiptirler. Bir ineğin; "Ne olacak bu dananın hali?" demesi mümkün olmadığı gibi, geçmişi düşünerek "Ah o eski günler..." diye hayıflanması da mümkün değildir. Ama mütemadiyen yediği samanın tadını, kokusunu hatırlaması gayet doğaldır...

"Çünkü, hayvan, dünyaya geldiği vakit, âdeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi, istidadına göre mükemmel olarak gelir, yani gönderilir." (23. Söz)

Aklı ve şuuru olmayan bir kuşun, yumurtadan çıkar çıkmaz uçmaya başlaması, balığın yüzmesi, sivrisineğin vur-kaç harp san’atını kısa bir müddet içinde öğrenmesi gibi binlerce misal, hayvanların bu dünyaya ilim yoluyla tekemmül etmek için gelmediklerini gösteriyor. Yani hayvanlar insanlar gibi dünyaya maddî ve manevî terakki ve tekemmül etmek için gönderilmediklerinden dünyada yapacakları fıtrî vazifeleri için lazım olan bütün cihazları almış olarak dünyaya geliyor ve kısa bir sürede onları kullanmaya başlıyorlar.

Bir hayvan dünyaya geldiğinde yaratılış gayesine muvafık bir hayat sürer, fıtratına konulan tesbihatını aksatmadan yapar ve vazife süresi dolduğunda, dünyaya ilk geldiği gündeki manevî makamıyla bu dünyadan ayrılır. Yâni, yaşadığı süre içerisinde ne bildiğine bir yeni bilgi ilave eder, ne yaptığı tesbihde bir değişme olur.

Hayvana cüz’î irade verilmediğinden, vazifesini sadece İlâhî ilhamla yapar. Hayvan, dünyada yapacağı işleri “başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi” mükemmel olarak yapsa da, o işin ötesinde hiçbir şey bilmez. Hayvanın kendi hakkındaki bilgisi de çok sınırlıdır. Sadece var olduğunun şuurundadır, rızkını tanır, düşmanını hisseder. Ama ne kaç tane ayağı olduğunu bilir, ne yediği gıdanın midesine gittiğini yahut teneffüs ettiği havanın ciğerlerinde dolaştığını... Ne iç organları hakkında bir bilgi sahibidir, ne de haricî âlem hakkında... Gece ve gündüzün dünyanın dönmesiyle meydana geldiğini bilmez. Karanlık olunca gözlerini kapar, ışık olunca açar; ne geceyi tanır, ne de gündüzü.

Kendisine cüz’î irade verilen insan ise, o üstün yaratılışını, o çok yönlü ve gelişmeye çok müsait istidadını kullanma konusunda serbest bırakılmıştır. Onun bu iradeyle yapacağı en ehemmiyetli ve en kudsî tercih “îman etmek”tir. İradesini iman etmekte ve imanın muktezasını yerine getirmekte kullanan insan “ hakikî insan” olma şerefine erer ve bir ömür boyu her an ayrı bir mertebe kazanarak, yeni şeyler öğrenerek, ibadetlerini artırarak, ahlâkını daha da güzelleştirerek terakki yolculuğunu son nefesine kadar sürdürür.

Onun bütün bu malumat noksanlığına rağmen hayatını güzelce geçirmesi gösteriyor ki, insandaki ilim sadece dünya hayatı için verilmemiştir. O ilmin çok daha büyük bir gayesi vardır. Bu bilgiler onun marifetini artıracak, kendisini ve çevresindeki eşyayı İlâhî birer san’at eseri ve yine birer İlâhî ihsan olarak değerlendirmesini temin edecek, böylece manen daima terakki ve teali edecek, mertebeler kat’ edecektir.

İnsan da diğer canlılar gibi nefes alır, ama içine çektiği havanın ciğerlerinde dolaşıp kanını temizlediğini bilir. Bu bilgi, onu bu büyük nimete karşı şükre götürür. Gece ve gündüzün gelmesi için de koca dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü bilir. Bu bilgi ise onu, bu azametli icraata karşı, hayrete ve şükre sevk eder.

Kış mevsiminde bir köyün bütün insanları baharın gelmesini bilerek beklerler. Hayvanlar ise hiçbir şey bilmeden beklerler. Bu iki grubun her ikisi de bahara muhtaçtır, ancak birinciler bunu bildiklerinden baharın gelmesini, yağmurların yağmasını, çiçeklerin açmasını, meyvelerin yetişmesini hep Allah’tan bilir ve O’ndan beklerler. Hayvanlar ise bunların tümünden habersiz, sadece kendi tesbihlerini yapmakla meşgul olurlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...