"Sevinç" ve "Sürur" aynı değil mi?
Değerli Kardeşimiz;
Sürur ile sevinç aynı manadaki kelimelerdir. Risale-i Nurlarda bu tarz müteradif kelimeler çokça kullanılır. Risale-i Nurların böyle bir tarz ve üslup kullanmasının çok hikmetleri bulunabilir. Biz bunlardan birkaç tanesini ifade etmeye çalışalım.
Birincisi, Risale-i Nurlarda lügat ve kelimeler çok zengindir ve bolca kullanılmıştır. Risale-i Nurların edebi sahada temel felsefesi; bir kelimenin kaç manaya geldiği değil, bir manaya kaç kelimenin düştüğüdür. Böyle olunca, aynı manaya gelen kelimeler çokça zikredilmiştir. Elbette aralarında çok ince fark olanlar da vardır, lakin temel kaide, manaya düşen kelimelerin zikredilmesidir.
İkincisi, Risale-i Nurlar geçmiş nesil ile yeni nesil arasında edebi ve lisani açıdan bir köprü vazifesi görüyor. Malum yeni rejimin kurulması ile harf inkılabı adı altında geçmişle, yani ceddimiz Osmanlı ile bağlarımızın kesilmesi için ciddi bir gayret ve çaba sarf edilmiştir ve bunda da başarı sağlanmıştır. Şimdiki nesil öyle bir kısır lisan içine hapsedilmiş ki, üç yüz kelime ile idare eder bir vaziyete düşmüştür. İşte Risale-i Nurlar yapılan bu tahribatın tadilinde bir vasıta görevini yapıyor. Bu sebeple lisan ve üslubunda bir lügat vazifesi de var.
Meselâ; sürur kelimesi sevinç kelimesinin bir benzeri olmasından dolayı birisini anlamayan, diğerini anlar, mana ve cümle içinde boğulmaz. Tabi ki, yine de bütün kelimeler aynıdır denilemez, mutlaka aralarında bir nüans da bulunabilir.
Burada marifetullah ve onun içindeki muhabbetullahın insanın ruhuna ve kalbine ne denli bir saadet ve sevinç verdiğine işaret ediliyor.
Allah’a iman etmek, O’nun eseri, O’nun misafiri olduğunu bilmek kalbin en büyük lezzeti ve saadetidir. İman eden insan marifetullahta yani Rabbini esmâ ve sıfatlarıyla tanımakta mertebeler kat ettikçe ruhu manevî zevklere, lezzetlere ve sürurlara gark olur.
"Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır."
Marifetullah denilince Allah’ı bütün esmâ ve sıfatlarıyla ve şuunatıyla tanımak hatıra gelir. Ahsen-i takvimde yaratılan insan bütün esmâya mazhar olma şerefine ermekle marifet sahasında en ileri makamlara çıkmaya namzet olmuştur. Bu ise hakiki bir saadettir; dünyanın gelip geçici saadetleriyle mukayese edilmeyecek kadar yüksektir. Bu saadet “halistir, şirindir ve safi”dir. Dünyanın hiçbir derdi ve tasası o saadet güneşini perdeleyemez, gölgeleyemez ve bozamaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü