"Sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalpleri celp etmek için, o sikke-i ehadiyet içerisinde rahmet sikkesini ve rahimiyet hatemini koymuştur." cümlesinden neler anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir hadis-i şerifte, “İnsan ihsanın kuludur.”(1) buyrulur.

İnsan eşyayı tefekkür ederken onlardan gördüğü fayda çoğu zaman öncelik kazanır. Bunun içindir ki, bedenimizde görev yapan bütün organlardan, kâinatta bize hizmet eden bütün sistemlere kadar, her şeyde bizim için bir rahmet, bir ihsan vardır. İnsan bu faydaları, bu rahmet tecellilerini düşünmekle Rabbine daha fazla teveccüh eder. Onun içindir ki, besmelede bin bir isim içinde rahmet ifade eden iki isim yer alır. İnsan bir işe Allah’ın ismi ile başlarken, o işin sonunda yine Allah’ın rahmetiyle meydana gelecek olan faydalı sonuçlara kalben nazar eder.

Biz, Güneş’in ve Ay’ın yaratılış hikmetlerini rahatlıkla anlasak bile, her galaksinin, her yıldızın hikmetini aynı netlikte okuyamayız. Kâinatın bir küçük misali olan kendi varlığımıza baktığımızda, saçımızdan tırnağımıza kadar her şeyde tecelli eden İlahî hikmeti daha net olarak okuyabiliriz. Bu rahat okumada “rahmet sikkesi”nin, yani o şeyin bizim için bir ihsan, bir lütuf olmasını idrak etmenin büyük önemi vardır.

Gözün görmesi bir rahmet olduğu gibi, elin tutması da ayrı bir rahmettir. Bir şeyi gözümüzle görüp elimizle tuttuğumuzda, bu iki rahmet eserine bir üçüncüsü eklenir. Böylece gözle el arasında bir işbirliği gerçekleşmiş, ikisi aynı işe teveccüh etmiş ve sonuca ulaşmışlardır. Artık gözle eli başka ilahlara isnat etme sapıklığı çok ötelerde kalmıştır. Göz kimin eseri ise el de onun eseridir.

Aynı mana kâinatın tümünde de görülür. Denizler güneşle buharlaşır, rüzgârla taşınır ve uzak beldelerdeki bitkilerin imdadına yetişilir. O halde güneş kimin ise rüzgâr da onundur. Burada da sikke-i rahmet okunmaktadır, ama birincisi daha nettir. Kâinatın tümündeki rahmet tecellilerini okumak için küllî bir nazar gerekir. Herkes her varlıktaki rahmet mührünü okuyamayacağı içindir ki, Cenâb-ı Hak, birliğinin mührünü tüm kâinata vurduğu gibi her bir cüziye de vurmuştur.

Rahmet sikkesi bütün canlılar âleminde bulunmakla birlikte, insanda ayrıca bir de “rahimiyet hatemi” söz konusudur. İnsan bütün bu rahmet tecellilerini idrak edecek, ölçüp biçecek, Güneş'le göz, gıdayla mide, havayla ciğer arasındaki yakın ilgiyi kavrayacak bir kabiliyette yaratılmıştır. Bu üstün yaratılışı da onun için ayrı bir rahmettir.

Besmelenin birinci sırrında Rahîm isminin insanın sima-i manevisinde tecelli ettiği nazara veriliyor. İnsanın aklı, hafızası, bütün hissiyatı onun için ayrı birer rahmettirler. Bu hislerin tümü bir ruha bağlıdır. Onları birbirinden ayırmak, ayrı ilahlara isnat etmek mümkün olmadığı gibi, o ruhun hanesi olan bedende de aynı rahmetin tecelli ettiğini ve o bedeni kuşatan kâinatta da bu rahmetin tecelliye devam ettiğini görüyoruz. Ancak bu üçüncünün daha açık bir şekilde okunması için ilk iki tecelliyi düşünmek ve ondan üçüncüye intikal etmek daha kısa ve daha sağlam bir yoldur.

(1) bk. Beyhakî, Şuabü’l-îman: 1/381.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...