"Şu muvazene ve mufadale, Cenâb-ı Hakkın mâsivâya mukabil değil. Belki iki nevi tecelliyat-ı sıfâtı var..." Vasıtalı ve vasıtasız yaratılış hakkında bilgi vererek beşinci işareti özetler misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vahid ve Ehad isimlerinin her ikisi de Allah’ın birliğini ifade eder. Şu var ki, Vahid ismi Allah’ın “sıfatlarının sonsuz ve mutlak” olması cihetiyle şeriki olmadığını, Ehad ismi ise Allah’ın “vücudunun vacib ezelî ve ebedî” olması cihetiyle şeriki bulunmadığını bildirir.

Bu derste ise konu, İlâhî sıfatların tecellileri cihetiyle ele alınmış ve ehadiyet sırrıyla doğrudan yapılan ihsanın, vahidiyet cihetiyle sebepler yoluyla yapılan ihsandan daha güzel olduğu nazara verilmiştir.

Bilindiği gibi Cenab-ı Hakk’ın iki tür yaratması vardır. Birisi ibda yoluyla doğrudan yaratmak, diğeri ise inşa yoluyla ve sebepler eliyle yaratmak. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu iki çeşit yaratmanın da en güzel misalleri insanın yaratılışında sergilenmiştir. İnsan bedeni dokuz ayda inşa edilirken, ruhu sebepsiz ve bir anda yaratılarak beden hanesinde vazife görmeye başlamıştır. Bu imtihan dünyasında hikmet-i İlâhiye birçok şeyin, özellikle de görünen eşyanın sebepler eliyle yaratılmasını gerektirmektedir. Bunun iki önemli yönü vardır. Birisi insanların sebeplere tesir verip vermeme imtihanına tabi tutulmaları. Diğeri ise, sebeplerin yaratılmasıyla ayrı isimlerin sergilenmiş olması. Meyveler doğrudan yaratılsaydı, ne çekirdekler meydana gelirdi, ne de kökler, gövdeler, yapraklar ve çiçekler. Son paragrafta, “Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Hâlık-ı Kâinat, çendan vesait ve esbabı icraatına perde yapmış, haşmet-i rububiyetini göstermiş . …” buyrulmakla bu hakikat ders verilmiştir. Zira, rububiyet, yani safhalar halinde terbiye ederek bir kemâl noktasına getirmek inşa için söz konusudur. Kâinat da içindeki eşya ve misafirler de inşa ile yaratılmıştır. İbdada her şey cennette olduğu gibi bir anda ve son şekliyle yaratılır. Bunun içindir ki Kur’ân-Hakîm’in bir hülasası olan Fatiha sûresinde Cenab-ı Hak kendisini bizlere öncelikle “Rabbü’l-âlemîn” (bütün âlemlerin terbiye edicisi) olarak tanıtmıştır.

Üstat Hazretleri Mesnevî-i Nuriyede, "Her şeyin bâtını zâhirinden daha âli, daha kamil, daha latif, daha güzel, daha müzeyyen olduğu gibi, hayatça daha kavi, şuurca daha tamdır." buyurmakla bu hakikati ifade etmiş ve böylece bâtınları yaratmanın zâhirleri yaratmadan daha güzel olduğunu da ders vermiştir. Kendi yaratılışımız üzerinde konuşacak olursak, ruh yaratmak ve onu binlerle hissiyatla donatmak, bedeni yaratıp organlarla şenlendirmekten daha güzeldir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...