"Şu muvazene ve mufadale, Cenâb-ı Hakk'ın masivaya mukabil değil. Belki iki nevi tecelliyat-ı sıfatı var..." Vasıtalı ve vasıtasız yaratılış hakkında bilgi vererek beşinci işareti özetler misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Beşinci İşaret’in tamamı şöyledir:
"Şu muvazene ve mufadale, Cenâb-ı Hakkın mâsivâya mukabil değil. Belki iki nevi tecelliyat-ı sıfâtı var:
Biri, vahidiyet sırrıyla ve vesait ve esbab perdesi altında ve bir kanun-u umumi suretinde tasarrufatıdır.
İkincisi, ehadiyet sırrıyla, perdesiz, doğrudan doğruya, hususi bir teveccühle tasarruftur.
"İşte, ehadiyet sırrıyla, doğrudan doğruya olan ihsanı ve icadı ve kibriyâsı ise, vesait ve esbabın mezâhiriyle görünen âsâr-ı ihsanından ve icad ve kibriyâsından daha büyük, daha güzel, daha yüksektir demektir. Mesela, nasıl bir padişahın —fakat veli bir padişahın— ki, umum memurları ve kumandanları sırf bir perde olup, bütün hüküm ve icraat onun elinde farz ediyoruz. O padişahın tasarrufat ve icraatı iki çeşittir: Birisi, umumi bir kanunla, zahiri memurların ve kumandanların suretinde ve makamların kabiliyetine göre verdiği emirler ve gösterdiği icraatlardır."
"İkincisi, umumi kanunla değil ve zahiri memurları da perde yapmayarak, doğrudan doğruya ihsânât-ı şahanesi ve icraatı, daha güzel, daha yüksek denilebilir."
"Öyle de Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Hâlık-ı Kâinat, çendan vesait ve esbabı icraatına perde yapmış, haşmet-i rububiyetini göstermiş. Fakat, ibadının kalbinde hususi bir telefon bırakmış ki, esbabı arkada bırakıp, doğrudan doğruya ona teveccüh etmek için, ubudiyet-i hassa ile mükellef edip اِيَّاكَنَعْبُدُوَاِيَّاكَنَسْتَعِينُ deyiniz diye, kâinattan, yüzlerini kendine çevirir. اَللّٰهُأَكْبَرُ , اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ ,اَحْسَنُالْخَالِقِينَ meanisi şu manaya da bakıyor."
Vahid ve Ehad isimlerinin her ikisi de Allah’ın birliğini ifade eder. Şu var ki, Vahid ismi Allah’ın “sıfatlarının sonsuz ve mutlak” olması cihetiyle şeriki olmadığını, Ehad ismi ise Allah’ın “vücudunun vacib, ezelî ve ebedî” olması cihetiyle şeriki bulunmadığını bildirir.
Bu derste ise vahidiyet ve ehadiyet konusuna bambaşka bir açılım yapılmaktadır. Şöyle ki;
Burada Cenab-ı Hakk'ın mahlukatı umumi kanunlar ve mutad perdeler ile yaratmasına Vahidiyet sistemli yaratmak denmiş. Cenab-ı Hakk'ın mahlukatın bazılarını özel bir kanun ve tecelli ile yaratıp umumi kanunlardan hariç tutmasına da Ehadiyet sistemli yaratmak denilmiştir. Böylece ehadiyet sırrıyla doğrudan ve hususi olarak yapılan ihsanın ve yaratmanın, vahidiyet cihetiyle ve sebepler yoluyla yapılan külli ihsandan daha güzel olduğu nazara verilmiştir.
Bilindiği gibi Cenab-ı Hakk’ın iki tür yaratması vardır. Birisi ibda yoluyla doğrudan yaratmak, diğeri ise inşa yoluyla ve sebepler eliyle yaratmak. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu iki çeşit yaratmanın da en güzel misalleri insanın yaratılışında sergilenmiştir. İnsan bedeni dokuz ayda inşa edilirken, ruhu sebepsiz ve bir anda yaratılarak beden hanesinde vazife görmeye başlamıştır.
Bu imtihan dünyasında hikmet-i İlahiye birçok şeyin, özellikle de görünen eşyanın sebepler eliyle yaratılmasını gerektirmektedir. Bunun iki önemli yönü vardır. Birisi insanların sebeplere tesir verip vermeme imtihanına tabi tutulmaları. Diğeri ise, sebeplerin yaratılmasıyla ayrı isimlerin sergilenmiş olması. Meyveler doğrudan yaratılsaydı, ne çekirdekler meydana gelirdi, ne de kökler, gövdeler, yapraklar ve çiçekler.
Son paragrafta, “Sultan-ı Ezel ve ebed olan Hâlık-ı Kâinat, çendan vesait ve esbabı icraatına perde yapmış, haşmet-i rububiyetini göstermiş . …” buyurulmakla bu hakikat ders verilmiştir. Zira, rububiyet, yani safhalar halinde terbiye ederek bir kemal noktasına getirmek inşa için söz konusudur. Kâinat da içindeki eşya ve misafirler de inşa ile yaratılmıştır. İbdada her şey cennette olduğu gibi bir anda ve son şekliyle yaratılır. Bunun içindir ki Kur’ân-Hakîm’in bir hülasası olan Fatiha suresinde Cenab-ı Hak kendisini bizlere öncelikle “Rabbü’l-âlemîn” (bütün âlemlerin terbiye edicisi) olarak tanıtmıştır.
Ayrıca bu makamda peygamberlere verilen bütün mucizeler, ehadiyet için sıralanabilir. Normal bir insanın yaptığı normal işler vahidiyet için geçerli yaratmalara örnek iken, peygamberlere verilen olağanüstü tecelliler ve mucizeler ehadiyet yoluyla yapılan yaratmalara misallerdir. Ay'ın ikiye yarılması, Hz. Yunus'un balığın karnından kurtulması, asa ile taştan su çıkarılması, kızgın ateşte İbrahim (a.s)'ın yanmaması v.s
Ayrıca eviyalara verilen keramet veya özel ikramlar da ehadiyet itibariyle yaratmalara güzel misallerdir.
Ayrıca mülhem keşşaflar da yani ilhama mazhar olan kaşiflerin de insanlığı ilgilendiren özel buluşları da (elektrik, motor, ilaçlar, uçak v.s) bu Ehadiyet sistemli ikramlara örnek teşkil etmektedir.
Bütün sebeplerin bitip tükendiği ve yolun sonunun göründüğü anda, bir kurtuluş yolunun açılması da yine ehadiyet tipi bir tecelliye hüsnü misal hükmündedir.
İşte ehadiyet sistemiyle yapılan bu yaratma ve tecelliler, umumi kanunlarla yapılan yaratmalardan daha üstündür. "Allahu ekber" ve "Ahsenü'l-Halıkin" tabirleri, bu ehadiyet sistemli yaratmanın diğer mutad yaratmalardan üstün olduğuna işaret eder.
Detaylı bilgi için aşağıdaki videonun 33. Dakikasından sonrası dinlenebilir:
- Ahsen'ü-l Halıkin (Yaratıcıların en güzeli) Ne Demektir?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Vahidiyet: Umumî, sebeplerle ve kanunlarla tecelli
Allah’ın isimleri, büyük sistemler içinde topluca görünür.
Ancak bu tecellide sebepler ve kanunlar perdedir.
Mesela: Güneşin her sabah doğması Allah’ın “Kayyum”, “Rab”, “Munazzım” isimlerine işaret eder.
Ama perde arkasında olduğu için, bu isimlerin parıltısı dolaylı ve örtülüdür.
İnsanlar çoğu zaman bunu “tabiat”, “fizik”, “düzen” diye geçiştirir.
Vahidiyetle bakınca: Allah yeryüzünü rızıkla dolduruyor, binlerce tür gıda yaratıyor. Harika, ama umumî ve perdeli.
Ehadiyetle bakınca: Senin midenin ihtiyacına uygun, senin sevdiğin gıdaların özel şekilde hazırlanması, doğrudan senin için yaratılması. Bu, Rezzak isminin şahsa özel tecellisidir, daha derin, daha yakın, daha “tanıtan” bir şekilde işler.
Ehadiyet:
Hususî tecellidir.
Allah’ın isimleri doğrudan ve parlak ve üstün görünür.
Marifetullahta daha derin ve daha yakındır.
Tevhid-i hakikîyi gösterir.
Vahidiyet:
Umumî tecellidir.
Allah’ın isimleri topluca ama örtülü görünür.
Sadece aklî bir tevhid gösterir (marifet az olabilir).