Risaletin; ehadiyete bakması ile mi’racın "velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) keramet-i kübrâsı, hem mertebe-i ulyâsı" olması ne demektir? "Mi’racın bâtını velâyettir; halktan Hakka gitmiş. Zâhir-i Mi’rac risalettir; Haktan halka geliyor." İzahı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"... Mirac ise, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) keramet-i kübrâsı, hem mertebe-i ulyâsı olduğundan, risalet mertebesine inkılâb etmiş..."(1)

Risaletin ehadiyete bakmasında Vahid ve Ehad isimlerinin mânâlarını hatırlamak gerekiyor. Her iki isim de Allah’ın birliğini ifade eder.

Vahid ismi ilâhî sıfatların sonsuz ve mutlak olduğu ve bu noktada şerikten münezzeh olduğu cihetle Allah’ın birliğini ifade eder.

Ehad ismi ise zâtının vacip, kadim, baki…olması cihetiyle şeriklerden münezzeh olduğunu ders verir. Yani, sıfatları sonsuz ve mutlak olan ancak Allah olduğu gibi, zâtı vacip, kadim ve baki olan da yine ancak O’dur.

Besmelenin ikinci sırrını hatırlayalım:

Güneş'in ziyasının bütün eşyayı ihata etmesi Vahidiyete, her parlak şeyin Güneş'in zâtını aksi vasıtasiyle göstermesi ise Ehadiyete misâl verilmişti. Konunun daha rahat anlaşılması için ziyadaki ısı özelliği üzerinde duralım. Bütün aynalardaki tecellilerde ısı olması bütün bu ısıların bir tek güneşten geldiğini gösterdiği gibi, güneşin aynadaki bir aksinde ısı olması da Güneş'in ısı sahibi olduğunu daha açık olarak bildirir.

Bu misâli risalet ve velayet meselesine şöyle tatbik edebiliriz:

Güneş'in ısı sahibi ve bütün ışıkların kaynağı olduğunu bilmek için velayet mesleğinde bütün tecellilerde bir seyahat, bir nevi seyrü sülûk gerektiği halde, risalet cenahında Güneş'in aynadaki zâtî tecellisine bakıp ondaki ısıdan Güneş'in ısı sahibi olduğunu bilmek hem daha kuvvetli, hem daha kısa bir yoldur.

Ovaları, dağları aydınlatan ışık, güneş ışığının bir gölgesi gibidir, aynanın içindeki ışık ise doğrudan güneşin zâtını göstermektedir.

Bu ehadiyete mazhar olma meselesi Otuz İkinci Söz'de de şöyle izah edilmektedir:

"... Belki (Allah'ın) iki nevi tecelliyat-ı sıfâtı var:

Biri, vâhidiyet sırrıyla ve vesait ve esbab perdesi altında ve bir kanun-u umumî suretinde tasarrufatıdır.

İkincisi, ehadiyet sırrıyla, perdesiz, doğrudan doğruya, hususî bir teveccühle tasarruftur.

İşte, ehadiyet sırrıyla, doğrudan doğruya olan ihsanı ve icadı ve kibriyâsı ise, vesait ve esbabın mezâhiriyle görünen âsâr-ı ihsanından ve icad ve kibriyâsından daha büyük, daha güzel, daha yüksektir demektir."(2)

Velâyet; Peygamber Efendimiz’in (asm.) kulluğunu, risâlet ise tebliğ cihetini ifade eder. O’nun kulluk şuurundaki erişilmez mertebesi, Allah’a iman, muhabbet ve havf sahasındaki hayallerin ulaşamayacağı yücelik ve derinlik, ibadetlerden aldığı feyz, duyduğu haz, ahlâkındaki o eşsiz güzellikler hep velâyet cihetinin meyveleridir.

Mi'raç, O zâtın bütün velâyetlerin üstündeki o büyük velâyet makamının büyük bir kerametidir. Yani o büyük velayet makamına Allah’ın hususî bir ihsanıdır.

"...Mi’racın bâtını velâyettir; halktan Hakka gitmiş. Zâhir-i Mi’rac risalettir; Haktan halka geliyor..."(3)

Mi’racın "velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) keramet-i kübrâsı… olduğu” konusundaki açıklamalar bu şık için de geçerlidir.

İlave olarak, zahir-i mi’rac ve mi’racın batını üzerinde biraz duralım:

Mi’rac denilince aklımıza öncelikle zâhir-i mi’rac, yani mescid-i Haram'dan başlayan İsra mucizesi ve onu takip eden Mi’rac yolculuğunun tamamı gelir. Mi’racın batını ise Allah Resûlünün (asm.) bu mukaddes yolculuğa liyakat kesbetmesini sağlayan ön şartlar, yani O’nun ubudiyet yönündeki eşsiz üstünlüğüdür. Bu ikinci cihet Peygamber Efendimiz (asm)'in velayet cihetidir, Allah’ın sevdiği en makbul ve mükemmel kul olarak sanki bütün insanlık namına Hakk’a uruc etmiş, rü’yetine mazhar olmuş ve risalet cihetiyle de Hak'tan halka mi’rac hediyelerini getirmiştir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Birinci Esas.
(2) bk. age., Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.
(3) bk. age., Otuz Birinci Söz, Birinci Esas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...