" اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ" ayetinin, hüccet-i tevhide ve bir ders-i hikmete ve bir tâlim-i ahlâka işaret etmesini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
“Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet.” (Fatiha, 1/6)
İstikamet; her türlü ifrat ve tefritten uzak olan rıza yolu, cennet yoludur. “Sırat-ı müstakim”, “saadet-i ebediyeye giden nuranî yol” olarak ifade ediliyor. Bu yol, Kur’ân-ı Kerîm’de “Peygamberlerin, sıddıkların, şüheda ve salihlerin yolu” olarak tarif edilir.
Kuvve-i Akliye İşaratü’l İ’caz'da şu şekilde tarif ediliyor:
"Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinap eder."(1)
Şehvetin vasat mertebesi iffettir, öfkenin vasat mertebesi şecaattir, aklın vasat mertebesi ise hikmettir. Fatiha'da geçen "sırat-ı müstakim" ise şehvet, öfke ve akıl kuvvelerinin vasat mertebelerinden ibarettir. Yani sırat-ı müstakim iffet, şecaat ve hikmet üzere bulunmak ve öyle yaşamak olarak tarif ediliyor.
Aklın üç mertebesinden ikisi batıl, birisi haktır. Kuvve-i akliyenin ifrat mertebesi gabavettir. Gabavet; kavrayış ve anlayış noksanlığı demektir. Tefrit mertebesi cerbezedir. Cerbeze; yanlışı doğru gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya sahip olmaktır.
Kuvve-i gadabiyenin ifrat ve tefriti, “korkaklık ve tehevvür” Tehevvür öfkelenme, köpürme, aşırı derecede kızma demektir. İstikameti şecaattir.
Kuvve-i şeheviyenin ifrat ve tefriti, “humud ve fücur”, istikameti ise “iffettir.” Humud, helaline de istek duymamak, fücur ise ahlaksızlık etmek, haramları çekinmeden işlemektir.
Aklın istikameti ve vasat mertebesi ise hikmettir. Hikmet, sırat-ı müstakimin bir rüknü, sırat-ı müstakim de Fatiha’nın bir rüknü olmasından dolayı, hikmet ile Fatiha arasında sıkı bir münasebet bulunmaktadır.
Ahlakın temeli bu üç kuvvenin vasat mertebede olmasıdır. Yani öfkesi şecaat, şehveti iffet, aklı hikmet dairesinde olan birisi, kâmil bir ahlak üzeredir. Dolayısı ile sırat-ı müstakim ile ahlak arasında sıkı bir münasebet vardır. Biz bu duayı derken, kâmil ahlakı da beraberinde istemiş oluyoruz.
Bu duanın tevhide hüccet olması ise, tevhidin bizatihi sırat-ı müstakim olmasıdır.
“Ve keza itikadda da ta'til ifrattır, teşbih tefrittir, tevhid vasattır.” (İşarâtü’l-İ’caz)
Ta’til, bugünkü ifadesiyle ateizm, yani hiçbir yaratıcıya inanmamaktır. Teşbih yani benzetme her neviyle putperestlik ve diğer batıl inançlardır. Tevhid ise Allah’ın birliği esasına dayanan İslam itikadıdır. Birincisi ifrat, ikincisi tefrittir. Üçüncüsü ise, istikamet yani tevhid yolundadır.
Ve biz “sırat-ı müstakime hidâyeti” isterken Rabbimizden bu yolda yürümemizi, ta’tile ve teşbihe sapmamamızı niyaz etmiş oluyoruz.
Her işin, her düşüncenin, her hissin aşırı yönleri ve istikamet çizgisi vardır. “Sırat-ı müstakime hidâyet” talebinde bulunmak, bütün bunlarda ifrat ve tefrite düşmeyip doğru yolda bulunmayı istemektir.
Buna göre “sırat-ı müstakime hidâyeti istemek” bu üç kuvvenin ifrat ve tefritten uzak olmalarını, “hikmet, şecaat, iffet” çizgisinde bulunmalarını talep etmektir.
Diğer taraftan Üstad Hazretleri ef’al-i ibad (kulların fiilleri) konusunda şöyle bir izahta bulunur:
“Halk-ı ef'al mes'elesinde Cebr Mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İtizal Mezhebi de tefrittir ki, tesiri insana verir. Ehl-i Sünnet Mezhebi vasattır. Çünki bu mezheb beyne-beynedir ki; o fiillerin bidâyetini irade-i cüz'iyeye, nihâyetini irade-i külliyeye veriyor.” (İşarâtü’l-İ’caz, Fatiha Sûresi)
Yani, kul hiçbir fiili kendisi yapmaz, o Allah’ın küllî iradesi karşısında rüzgârın önündeki yaprak gibidir, diyen Cebriye mezhebi ifrattadır.
Allah’ı aklın zâhirine göre çirkin görünen işlerden tenzih etmek fikriyle, “Kul kendi fiilini kendi yaratır.” diyen Mu’tezile ise, tefrittedir.
İstikamet Ehl-i Sünnetin yoludur. Buna göre, ihtiyarî fiilleri kul talep eder, Allah yaratır. Hayır olsun, şer olsun bütün fiillerin yaratıcısı ancak Allah’tır. Lakin Allah’ın şerre rızası yoktur.
O halde biz, ef’al-i ibad (kulların fiilleri) konusunda “sırat-ı müstakime hidâyeti” isterken, Cebriye ve Mutezile olmaktan korunup Ehl-i sünnet üzere düşünmeyi de istemiş oluyoruz.
(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Sûresi.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü