"Tecelli" ve "Tezahür" ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Tezahür, “zahir olmak, açığa çıkmak, görünmek” gibi mânâlara gelir. Tezahürde, gizli olan bir hakikatin açığa çıkması söz konusudur.
Üstad Bediüzzaman İkinci Şua’da “tezahür etmenin, Allah’ın mahiyetinin muktezası” olduğunu söyler. Çünkü Allah’ın nihayet kemalde misilsiz bir cemali vardır. O cemal kendini muhtelif âyinelerde görmek ve göstermek ister.
Allah’ın bütün isimleri ve sıfatları sonsuz kemalde ve güzelliktedir. Bunlar tezahür isterler. Meselâ; Rezzak ismi güzeldir, ancak rızıkların yaratılmasıyla tezahür eder. Muhyi (hayat verici) ismi de güzeldir. O da hayat sahiplerinin yaratılmasıyla kendini gösterir. Bütün isim ve sıfatlar aynı şekilde düşünülebilir.
Tezahür ve tecelli kelimeleri, çoğu zaman aynı mânada kullanılırlar.
Tezahür, "zahir olmak, açığa çıkmak, görünmek" demektir. Tezahürün gerçekleştiği mekâna "mazhar" denilir.
Tecelli ise; "gaybî hakikatlerin kalplerde hissedilir hâle gelmesi," şeklinde tarif edilir ve kalpteki bu tecelliye "cilve" adı verilir.
Tecelli ve Cilve: Kelime olarak bir şeyin görünür ve bilinir hale gelmesi demektir. Allah’ın isim ve sıfatlarının, şuurlu mahlûklar nazarında kendini görünür ve bilinir hale getirmesi demektir.
Bu görünür ve bilinir olmak da ancak sanat ve eserlerle mümkündür. Bu yüzden, Allah’ın isim ve sıfatları eser ve sanatlar vasıtası ile görünür ve bilinir hale geliyor ki, buna tecelli denir.
"Güneşin bekası onunla değil; belki âyinenin hayatdar parlamasının bekası, güneşin cilvesine tâbidir." (Mesnevî-i Nuriye)
Cilve için, “ârifin gönlünde parlayan ilâhî nur” da denilmiştir.
Bu cümlede güneşin aynadaki aksine cilve denilmiştir. Yani güneş, aynada tecelli etmiş ve onda güneşin nurundan bir cilve meydana gelmiştir. Bu cilvenin de, kendine göre, bir parlaklığı, bir ısısı vardır.
Öte yandan, meselâ, bir ilmî makalede yazarın görünmeyen ilmi zahire çıkmış, bilinmiştir. Böylece o yazı, müellifin ilmine, bir bakıma, mazhar olmuştur. Ama o yazının kendisinde, yani harflerinde, mürekkebinde ilimden bir cilve bulunmaz.
Bu yazıda ilmin görünmesi, aynada güneşin görünmesinden çok farklıdır. Bu bir tezahürdür, güneşinki ise bir tecelli ve bir cilvedir.
Bununla birlikte, cilve ve tezahür kelimeleri çoğu zaman birbiri yerine kullanılmaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Kardeşim,Tecelli faille ilğili olan bir durumdur yani güneşin tüm aynalarda bir tecellisi var,dediğimizde güneşin isim ve sıfatlarını aynalar ve şeffaf şeylerde göstermesi veya göstermek istemesini kasdederiz.Tezahür ise,o tecellilerin ve isimlerin aynalarda ve mazharlarda görünür olması,somutlaşması demektir.Tezahür daha çok tecelliye mazhar olan aynanın ve mazharın durumuyla,kabiliyetiyle ilğilidir.Ayna ne kadar parlak ve mazharlar da ne kadar kabiliyeli ise Allah'ın isimleri ve sıfatları da o kadar güzel ve mükemmel tezahür eder yani görünür.Bu yüzden; Cenab-ı Hakkın binbir isimi insanda tecelli etmiştir ama en güzel surette Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa A.S.M da tezahür etmiştir,deriz. Miraç hadisesi bu tecelli ve tezahürün zirve halidir.
Miraç bahsinde geçen bu cümleyi yukarıda bahsettiğimiz şekliyle düşünürsek hatta etmemiş oluruz inşaallah;
İnsanın câmiiyeti ve şecere-i kâinatın en münevver meyvesi olduğundan, bütün kâinatta cilveleri tezahür eden Esmâ-i Hüsnâyı birden âyine-i ruhunda gösterebilmesi cihetiyle, Cenâb-ı Hak, tecellî-i zâtıyla ve Esmâ-i Hüsnânın âzamî mertebede nev-i insanın mânen en âzam bir ferdine tecellî-i âzam tezahür eder ki, bu tezahür ve tecellî, Mirac-ı Ahmedî (a.s.m.) sırrıdır ki, onun velâyeti, risaletine mebde’ olur.