"Tezyin Allah’a şahit, tevzin Allah’a delildir. İtkan Allah’a şahit, vücut Allah’a delildir..." Burada, "şahit" ve "delil" kavramları arasında ne fark vardır?
Değerli Kardeşimiz;
"İkinci Fasıl"
"Ekser aktâbın ve bilhassa Gavs-i Geylânî'nin her sabah virdlerinin fâtihası hükmünde beş altı satır-ı temcid ve tâzim, benim için uzun bir silsile-i tefekkürün çekirdeği hükmüne geçip, doksan dokuz mertebe-i marifet ve tevhide işaret nev'inden bir sünbül-ü mânevî vermiş. O doksan dokuz mertebesinden yetmiş dokuz mertebesi burada zikredildi. O işârâtın her bir fıkrasında iki cihetle Zât-ı Akdese bakar:"
"Biri, hazır, meşhud vaziyetiyle şehadet eder mânâsıyla, 'lillâhi şehîd' tabiriyle ifade ediliyor. Ve emsallerinin birbiri arkasından gelip geçmesinden tezahür eden silsilenin işaretine, 'alâllahi delîl' diye delâlet eder, mânâsında ifade edilmiştir." (Lem'alar, 29. Lema, Dördüncü Bab Tercümesi.)
Üstad Hazretleri neden şahit ve delil denildiğini yukarıdaki yazının ikinci paragrafında izah ediyor.
Şahit, daha çok nazara zahir ve hazır durumdaki delillerin hâline işaret etmek içindir. Yani birisi içiçe olan iki delilden birisine nazar ettiği zaman, birisi zahir ve hazır durur, diğeri biraz daha hafi ve gizli kalır. Şahit delilden daha aşikâr bir ispat makamı olduğu için, şahit nazarda hükmederken, diğer ispatlar delil makamında kalırlar.
Mesela, tezyine odaklanmış bir mütefekkir için onunla içiçe duran tevzin delili tebei durur. Şahit dikkatin önünde dururken, delil şahidin arkasında akliyat ile anlaşılır, delil makamında kalır demektir. Tabi bu izafi bir kavram olup durum tersinden de aynıdır. Yani tevzine odaklanılır ise bu kez de tezyin delil makamına düşer.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü