"İhtilaf, hodfuruşluk, meyl-ül ağalık, milleti istihdam, aldanmak ve aldatmak, suni Kürtlük muktezasından gösterilse; şahit olunuz, o Kürtlükten istifamı veriyorum." Bu Kürtçülük değil mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer dâiye-i teferrüd, ihtilâf, hodfuruşluk, meyl-ül ağalık, milleti istihdam, aldanmak ve aldatmak, sun'î Kürtlük muktezasından gösterilse; şâhid olunuz, o Kürtlükten istifamı veriyorum... Ve cesaret ve sadakat ve diyanetin unvanı olan tabii Kürtlükle iftihar ediyorum. Nasıl ki, zaman-ı istibdatta bu tabii Kürtlük için timarhaneye düştüm." (Asar-ı Bediiyye, Nutuk-7: Benim Gibi Bir Asabi ve Sinirli..., s. 550)

Tek olma hevesi, ayrışma, kendini beğenmişlik, ağalık beylik eğilimi, toplumu yönlendirmek ve kendi çıkarına çalıştırmak hem aldanmak hem de aldatmak düşüncelerini içeren yapmacık bir Kürtçülükten uzağım ve böyle bir Kürtçü olma düşüncesinden istifamı sunuyorum.

Ama cesaret ve sadakat ve dahi dindarlığın bir unvanı olan doğal Kürt olmakla iftihar ediyorum. Kürtler kaba ve bir derece bedevi olabilirler, ama tabiatlarınde cesaret, sadakat ve samimiyet vardır. Doğal Kürtlüğü böyle yapmacık Kürtlüğe tercih ediyorum.

"...Divânelerin hekîmine dedim: Eğer müdahane, temelluk, tazarru-u sinnurî, tabasbus-u kelbî, menfaât-ı umumiyeyi menfaat-ı şahsiyeye feda etmek aklın muktezasından addedilmek lazım gelirse; şâhid olunuz, ben o akıldan istifamı veriyorum ve divanelikle iftihar ediyorum." (bk. age., a.y)

Akıl hastanesinde tedavi ile vazifeli hekimlere dedim: Eğer yalakalığı, dalkavukluğu, kedinin kirli yanaşmasını, köpek yalakalığını, kamu yararını şahsi menfaate feda etmeyi aklın birer gerekliliği olarak gösteriliyorsa, iyi bilinki ben böyle bir akıldan uzağım ve deli olmakla ve deli kalmakla iftihar ederim.

O zamanın Osmanlı bürokratları, Üstad'a susması, başlarına iş açmaması adına maaş ve hediyeler teklif ediyorlar. Üstad'ımız da tabii Kürtlüğün bir gereği olarak bu rüşvetleri reddediyor.

"Ey Kürdler!.. Timarhaneyi kabul ettim, Kürdlüğü lekedâr etmemek için irade-i pâdişahı ve maâş ve ihsan-ı şahâneyi kabul etmedim." (bk. age., a.y)

Bu ifadeler, hiçbir şekilde Kürtçülük anlamı taşımaz, zira bütün eserleri buna şahittir. Üstad'ımızın eserleri, hayatı ve görüşleri incelendiğinde Üstad'ımızın ırkçı ve menfi milliyetçi düşüncelere nasıl mesafeli olduğu anlaşılır. Gerek eski eserlerinde gerek Risale-i Nur'da Kürt milliyetçiliğine dair bir ibare ya da cümle bulmak mümkün değildir.

Osmanlı çok ırklı bir imparatorluk olduğu için kavim ve milletler, o dönemde bir kimlik ve tarif açısından kullanılıyordu. Mesela Kürdistan denildiğinde kimse ayrılık ve ırkçılık anlamaz, Kürtlerin yoğun yaşadığı bir bölge akla gelirdi.

Osmanlı yıkılıp yerine kurulan yeni rejim ırkçı ve faşist bir zihniyette olduğu için Türkçülük adı altında her şeyi inkar edip insanların kavmi kimliğini zorbalıkla yok sayıp inkar etmiş. Yetmiş yıl Kürtçe konuşmak bile yasak kapsamında değerlendirilmiştir. Biz ehli iman Türkler olarak bu zihniyete karşıyız ve herkes ana dilini konuşmakta ve ifade etmekte serbest olmalıdır.

Yani Kürt, Kürdistan gibi tabirler o dönemlerde milliyetçi bir duygu ve kaygı ile değil bir kimlik olarak ifade ediliyordu. Daha sonra yani ulus devlet anlayışına geçildikten sonra, bu ifadeler sakıncalı hale geldi.

Hem Kürtçülük hem Türkçülük kısaca her türlü ırkçılık sapkınlıktır ve insani bir vahşettir. İmanlı bir Müslüman ırkçı olmaz ve olamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 848
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...