"Lâkin bu tahavvül bir kanun-u fıtrîdir. Buna şahit istersen lügatın teceddüd ve tagayyuratının ve iştirak ve teradüfün sırlarına müracaat et." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, mecaz şeffafiyetiyle şule-i hakikat ondan telemmu eder. Fakat hakikate inkılâbıyla kesif olup, hakikat-i asliyeyi münkesif eder. Lâkin, bu tahavvül bir kanun-u fıtrîdir. Buna şahit istersen lügatın teceddüd ve tagayyuratının ve iştirak ve teradüfün sırlarına müracaat et."(1)

Değişme ve tazelenme kainatın bir yaratılış kanunudur. Çünü her değişen sonradan yaratıldığının, yani hâdis olduğunun delilidir. Evet, alem mütegayyirdir, her mütegayyir hadistir. Öyleyse bu alemin bir Muhdisi, yani Halıkı vardır. Bu yüzden her şey değişir, başkalaşır ve yenilenir.

Mevsimlerin sürekli değişmesi, insan bedeninin her altı ayda bir yenilenmesi, toplumsal âdetlerin sürekli kabuk değiştirmesi, insanın bebeklik, gençlik, orta yaş ve yaşlılık şeklinde devamlı başkalaşması, teknolojinin sürekli ilerlemesi, dilin kendini sürekli bir şekilde tazeleyip yeni yeni kelime, terim ve kavramlar üretmesi, kainattaki bu değişim kanununun işaretleri ve delilleri kapsamındadır.

Üstadımız bahsi geçen yerde özellikle dil üzerindeki değişimden bahsediyor ve bunun fıtri bir özellik olduğuna vurgu yapıyor. Eski dönemlerde çok mükemmel anlamlar ve incelikler barındıran bir kelime, zamanla bu anlam ve inceliklerini kaybedebiliyor. Bu yüzden lügat ya da dil sürekli bir şekilde değişim ve başkalaşım içinde olabiliyor. Ayrıca mecazi ifadeler, belirli bir zaman dilimindeki insanları hakikatle birleştiren ve güzel dersleri verdiren bir konumdadır. Halbuki bir zaman sonra gelen insanlara bir şey ifade edemeyen bu mecazi ifade ve temsiller, hakikate inkılap etmeye ve yanlış manalara kapı aralamaya başlar.

Sahabenin Kur’an'dan zevk ederek anladığı kelimeler, zamanla anlaşılmayan ya da az anlaşılan kelimelere dönüşebiliyor. Öncekilerin hoşlarına giden çok kelimeler, hikayeler, hayaller, manalar, ihtiyar ve süssüz oldukları için, sonraki kuşakların gençlik heveslerine tevafuk etmediklerinden, yani uygun düşmedikleri için meyl-i teceddüde / yenilik yapma isteğine, yeni şeyler icat etme düşüncesine ve cür’et-i tağyire, yani değiştirme cüretine sebep olmuşlardır...

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale, Beşinci Mukaddime.

İlgili ders videosu için tıklayınız:
Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (6.Bölüm)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...