Uhuvvet Risalesi Dördüncü Vechin Üçüncü Düsturunda geçen Arapça ibareyle, sonrasında ifade edilen hakikatın vechi münasebetini anlıyamadım, izah edebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"ÜÇÜNCÜ DÜSTUR: Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de adâvet hasleti, herşeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır."

"Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur اِذَاۤ اَنْتَ اَكْرَمْتَ الْكَرِيمَ مَلَكْتَهُ - وَاِنْ اَنْتَ اَكْرَمْتَ اللَّئِيمَ تَمَرَّدًا (İyi ve izzetli birine iyilik edersen, onu elde edersin. Kötü birine iyilik edersen, o daha da azar.) hükmünce, mü’minin şe’ni, kerîm olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir."

"Evet, fena bir adama 'İyisin, iyisin' desen iyileşmesi ve iyi adama 'Fenasın, fenasın' desen fenalaşması çok vuku bulur. Öyle ise, وَاِذَا مَرُّوا باِللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا - وَاِنْ تَعْفُوا وَتصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ ["Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” (Furkan, 25/72). “Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (Teğabün, 64/14)] gibi desâtir-i kudsiye-i Kur’âniyeye kulak ver. Saadet ve selâmet ondadır."(1)

Arabi ifade, iki hükmü bildiriyor. Birisi izzetli ve iyi bir adama iyilik edersen onu çabuk kazanırsın hükmüdür ki, bu ifade bu yönü ile yukardaki konunun akışına destek veriyor. Yani insanların fenalığına fenalık ile cevap verirsek kavga daha da büyür. Ama iyilik ile cevap verirsek, kavga bittiği gibi, karşıdaki adamın dostluğunu da kazanmış oluruz.

İkinci hüküm ise, düşmana karşı fenalık ve kötülük ile karşılık verip, onları düşmanlıkta daha da zarar verici bir hale getirmek yerine, iyilik ve güzellik yapıp, hem onun şerrinden kurtulmak, hem de ondan zımni olarak intikam almak daha ehven ve salim bir yoldur. İyilik ve güzellik yaptığımız zaman, hasım içten içe azar ve kızar. Lakin zahiren başkalarının nazarında nefrete düşmemek için istikametli olmak zorunda kalır. Bu tarz hareket onu hem etkisiz kılar, hem de ufaktan ufağa iyiliğe yatıştırır ve alıştırır.

Özet olarak, kötülüğe iyilikle mukabele etmek her yönden karlı ve güzel bir düsturdur. Bu ikinci hükümde şu ibarelere işaret ediyor:

"Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir. Evet, fena bir adama 'İyisin, iyisin' desen iyileşmesi ve iyi adama 'Fenasın, fenasın' desen fenalaşması çok vuku bulur."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...