"Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir. Bir fende meleke, o fennin suret-i hakikiyesidir. Onunla temessül etmek gerektir. Zira bir fende mütehassıs ve malûmat-ı sairesini mütemmime ve medet verici etmezse, malûmat-ı perişanından..." İzahı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem de hakaik-i tarihiyedendir ki: Bir şahıs çok fenlerde meleke sahibi ve mütehassıs olamaz. Ancak ferid bir adam, dört veya beş fenlerde mütehassıs olabilir. Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir. Bir fende meleke, o fennin suret-i hakikiyesidir. Onunla temessül etmek gerektir. Zira bir fende mütehassıs ve malûmat-ı sairesini mütemmime ve medet verici etmezse, malûmat-ı perişanından bir suret-i acibe temessül edecektir."(1)

"Meleke", kelime olarak tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve maharete deniliyor. Yani meleke kişinin bir konu ya da sahada derinleşmesi ve o konu ve sahaya hakim ve vakıf olması anlamına geliyor.

Bir fende meleke kazanmak ise, o fenne vakıf ve hakim olmak anlamına geliyor. Dünyanın en zeki ve en kabiliyetli insanı bile, bütün fen ilimlerinde mahir ve meleke sahibi olamaz. Bu Allah’ın koyduğu sünnetullaha uygun değildir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m)'in eli ile gönderilen İslam’ın bütün ilimlerin özüne ve künhüne vakıf olduğu aşikârdır. Demek İslam Hazreti Peygamber (a.s.m)'in kendi icadı değildir, çünkü o bir beşerdir. Beşer ise bütün ilimlerin künhüne meleke derecesinde sahip ve vakıf olamaz. Öyle ise İslam, ezeli ve ebedi ilim sahibi olan Allah’ın dinidir.

Bütün ilimlerin künhüne vakıf olmadan, oradan buradan bilgi kırıntıları ile İslam’ı inşa etmek kabil değildir. Şayet Peygamber Efendimiz (a.s.m) -bazılarının haşa iddia ettiği gibi- kendi beşeri zeka ve ilmi ile İslam’ı inşa etmeye kalkışmış olsa idi, herkese yetecek kadar ilim sahibi olması mümkün olmadığından, bir suret-i acibe temessül edecekti. Yani ortaya herkesin İslam'ı tenkit ettiği ve kaçtığı garip bir ucube çıkardı. Oysa İslam, herkesi kendine çeken bir cazibe merkezidir. Demek İslam Hazret-i Peygamber (a.s.m)'ın ilminden ve zihninden değil, Allah’ın sonsuz ilmiyle gelen hak bir dindir.

Aynı şekilde bir dini ilim veya fenni bilimde, bir insan ancak bir veya iki dalda derinleşebilir. Şayet çok ilimlere el atıp derinleşmeye çalışırsa, derinleştim diye zannettiği mertebe aslında sığlaşmaya doğru ilerlemesi anlamındadır. Böyle birisi belirli bir alanda tam uzman olamadığı ve derinleşemediği için farklı farklı ilimlerden bahsettiği zaman, sahip olduğu kırıntılar ve perişan malumatlarından dolayı, muhatabı yanlışa sürükleyebilir.

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale, Altıncı Mukaddime.

İlgili ders videosu için tıklayınız:
Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (7.Bölüm)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...