Üstad hazretleri, bilim ve gelişmişlik açısından neden geri kaldığımızı risalelerde nasıl açıklıyor?
Değerli Kardeşimiz;
"Hakikat-i İslâmiyetin kuvveti nispetinde, Müslümanlar o kuvvete göre hareket etmeleri derecesinde ehl-i İslâm temeddün edip terakki ettiğini tarih gösteriyor. Ve ehl-i İslâmın hakikat-i İslâmiyede zaafiyeti derecesinde tevahhuş ettiklerini, vahşete ve tedennîye düştüklerini ve hercümerc içinde belâlara, mağlûbiyetlere düştüklerini tarih gösteriyor. Sair dinler ise bilâkistir..." (Hutbe-i Şamiye)
"Hem tarih şahittir ki, ehl-i İslâm ne vakit dinine tam temessük etmişse, o zamana nisbeten terakki etmiş; ne vakit salâbeti terk etmişse, tedennî etmiş. Hıristiyanlık ise bilâkistir. Bu da mühim bir fark-ı esasîden neş'et etmiş..." (Yirmi Dokuzuncu Mektup Yedinci Kısım)
Üstad Hazretleri bu iki paragrafta geri kalma sebebimiz olarak İslam'dan uzaklaşmamızı gösteriyor. Müslümanlar ne zaman Kur’an ve Sünnete sımsıkı yapışmış ise; o zaman medeniyetin ve terakkinin en üst seviyesine çıkmışlar, ne zaman Kur’an ve sünneti terk etmişler ise; geri kalıp medeniyetten uzaklaşmışlar diyor.
"Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san'at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur..." (Divan-ı Harb-i Örfi)
"Ey divane baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-ı hale düşmüşler; ve ikaza muhtaçtırlar, tâ ki dünyadan hissesini unutmasınlar?
Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş; onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü mü'minde hırs sebeb-i hasârettir ve sefalettir. "Hırs, hasaret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir." durub-u emsal hükmüne geçmiştir.
Âyâ, zanneder misin, bu milletin fakr-ı hali dinden gelen bir zühd ve terk-i dünyadan gelen bir tembellikten neş'et ediyor? Bu zanda hata ediyorsun. Acaba görmüyor musun ki, Çin ve Hintteki Mecusî ve Berâhime ve Afrika'daki zenciler gibi, Avrupa'nın tasallutu altına giren milletler bizden daha fakirdirler?
Hem görmüyor musun ki, zarurî kuttan ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor? Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasp ediyor.
İşte bu esaslara binaen, ehl-i İslâm dünyaya ve hırsa sevk etmeye ve teşvik etmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve âsâyişler bununla temin edilmez. Belki mesailerinin tanzimine ve mâbeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da, dinin evâmir-i kudsiyesiyle ve takvâ ve salâbet-i diniye ile olur." (On Yedinci Lem'a Yedinci Nota)
Buradaki paragraflarda ise, geri kalış sebeplerimizin teknik boyutunu izah ediyor. Geri kalmamızın en mühim sebeplerden birisi; kâinattaki sebeplere ve sebeplerdeki tertibe tam riayet etmememizdir. Yani Müslümanlar, Kur’an ahlakından uzak kalmalarının neticesi olarak hırslandıkları için, sebeplere ve sebepler arasındaki tertiplere uymadan hırs ile kısa yoldan zengin olma yollarını aramaları neticesinde başarı gösteremiyorlar. Halbuki zenginlik ve terakki ancak sebeplere ve tertibine uymak ile elde edilebilir. Tarlayı ekmeden nasıl mahsul alınamaz ise; sebeplere riayet etmeden de zenginlik ve terakki mümkün değildir.
Diğer bir husus; bizim düşmanımız olan cehalet, zaruret, ihtilâf gibi hastalıklara karşı, yeterince san'at, marifet ve ittifak ile cevap veremememizdir. Cehalet, eğitim ve öğretim ile; zaruret yani temel ihtiyaçlar ticaret ve sanayileşme ile, ihtilaf da yani ayrılık ve gayrılıklarda; ancak İslam kardeşliği ve ittihad ile çözümlenebilir. İşte biz bunları yeterince tatbik edemediğimiz için zayıf ve fakir kalmışız. Bazı zındık ve dinsizlerin iddia ettiği gibi, İslam yüzünden geri kalmamışız; bilakis İslam'dan uzak kaldığımız için geri kalmışız.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü