"Taassub-u dinî bizi geri bıraktı. Bu asırda yaşamak, taassubu bırakmakla olur. Avrupa taassubu bıraktıktan sonra terakki etti." sualinin cevabını açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ehl-i bid'a diyorlar ki: 'Bu taassub-u dinî bizi geri bıraktı. Bu asırda yaşamak, taassubu bırakmakla olur. Avrupa taassubu bıraktıktan sonra terakki etti.'"

"Elcevap: Yanlışsınız ve aldanmışsınız! Veya aldatıyorsunuz. Çünkü Avrupa, dinine mutaassıptır. Hattâ bir âdi Bulgara veya bir nefer-i İngilize veya bir serseri Fransıza, 'Sarık sar. Sarmazsan hapse atılacaksın.' denilse, taassupları muktezasınca diyecek: 'Hapse değil, öldürseniz bile dinime ve milliyetime bu hakareti yapmayacağım.'"

"Hem tarih şahittir ki, ehl-i İslâm ne vakit dinine tam temessük etmişse, o zamana nisbeten terakki etmiş; ne vakit salâbeti terk etmişse, tedennî etmiş. Hristiyanlık ise bilâkistir. Bu da mühim bir fark-ı esasîden neş'et etmiş."(1)

Üstad Hazretleri burada iki yönlü bir cevap veriyor:

Birincisinde; Avrupa’nın dininde gayet mutaassıp olduğu ifade ediliyor.

İkincisinde ise; Müslümanlar ne zaman İslam’a sımsıkı sarılmış ise terakki etmişler, ne zaman İslam'dan uzaklaşmış ise gerilemişlerdir. Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı bunun en güzel bir misal, en bariz ve kat’î bir delilidir. Zira İslam akıl ve fen ilimlerine mâni değil, bilakis onları te’yid ve takviye ediyor. İslam dini her zaman çalışıp terakki etmeyi emreder.

Hristiyanlıkta durum tam aksidir. Tarihte kilisenin ilim ve fen adamlarına tatbik ettiği mezalim meydandadır.

Evet, ilim, hikmet ve adalet üzerine bina edilmiş olan İslam dini, kendisine sadakatle yapışanı saadetten saadete, feyizden feyze isal eder.

“Zira kemalin cemali dindir. Hem din; saadetin ziyasıdır, hissin ulvîyetidir, vicdanın selâmetidir.” (Münazarat)

Eğer Müslümanlar, geçmişte olduğu gibi, bugün de İslâm dininin ulvî ve nuranî hakikatlerini hayatlarına tatbik etselerdi, maddî ve manevî terakkinin zirvesine çıkıp, huzur ve saadete kavuşacak ve dünyanın efendisi olacak, hem de diğer milletlere numune olup, onların da İslam dinine girmelerine vesile olacaklardı.

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler; belki Küre-i Arz’ın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet'e dehalet edecekler.”

Günümüzde İslâm âleminin perişanlığı ve maddî sefaleti, tâbi olduğu İslâm dininden değil, bilakis o dini hakkıyla yaşamamalarından ve hayatlarına tatbik etmemelerinden kaynaklanmaktadır. Müslümanlar İslâmiyet’i bihakkın yaşasalar, Kur’an ve sünnete sımsıkı sarılsalar, hem dünya ve ahiret saadetlerine mazhar olacaklar, hem de bütün insanlığa bir model ve numune-i imtisal olacaklardır.

İslam ile Hristiyanlığı aynı kefeye koyup böyle fasit şeylerden hüküm çıkarmak ahmaklıktır. Fransız ihtilalinden sonra, Avrupa kiliseye bir ayar çekerek, içtimaî ve siyasî yönden birçok reformlar yaptı. Yoksa bütün bütün dinini hatta dinindeki taassubunu terk etmiş değildirler.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...