Üstad Nevruz kutlamış mı? "Kim Nevruz ya da Mihrican Bayramını kutlarsa, dinden çıkar." gibi ifadeleri nasıl anlayabiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
Toplumlardaki örf ve âdetler dini kaynaklı olabileceği gibi, din ile alakası da olmayabilir. İslam’a göre, başka bir dini temsil etmeyen ve muhtevasında da İslam’ın temel kaidelerine ters olmayan kutlamalar caizdir. Ama herhangi bir batıl dinin sembolleri ve kutlamaları caiz olmaz.
Nevruz âdeti bir dönem sadece Mecusilerce kutlandığı için, o dönemde Nevruz ile Mecusilik iç içe girmesinden, avam Müslümanlar tarafından tefrik ve temyizi zor bir hal almıştır. O dönem İslam âlimleri de avamı korumak için Nevruz ve Mihrican Bayramı gibi kutlamaları, fetvaları ile men etmişlerdir.
İran’dan alınma Nevruz ve Mihrican bayramlarını kutladıklarını gören Hz. Peygamber, “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, ramazan ve kurban bayramlarıyla değiştirmiştir” (Müsned, III, 103, 235, 250; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 239; Nesâî, “Ṣalâtü’l-ʿîdeyn”, 1) meâlindeki hadisiyle İran menşeli bu iki bayramın kutlanmasını yasaklamıştır.
Ama daha sonraları bu kutlamalar Mecusilik'den temyiz ve tefrik olmuş, müstakil bir kutlama şekline dönüşmüştür. Yani bir nevi aslına rücu ettiğinden, o dönem fetvalarının da sebebi ortadan kalkmıştır. Nevruz, zatında haram ve şirk olduğundan değil, bir dönem Mecusiliğe sembol olmasından dolayı yasaklanmıştır. Bu âlem (sembol) olma zamanla kalktığı için, bu konudaki hüküm de ıskat olmuştur.
Nevruz’un lügat manası "yeni gün" demektir. Eski İranlıların yılbaşı olarak bildikleri günün adıdır. Nevruz, güneşin hamel (kuzu) burcuna girdiği gün olup, Milâdî Mart’ın 22’sine rastlar. Bu gün, ilkbaharın başlangıcı, bitkilerin toprak yüzüne çıktığı, ağaçların yeşerdiği, hayvanların inlerinden, kuşların yuvalarından çıkıp dünyayı şenlendirdiği bir gün olarak bilinir.
Nevruz’un dinî bir mahiyeti olmamakla berebar, mahlûkatın yeryüzünü canlandırıp şenlendirdiği gün olduğu için, bir nevi “bayram” havası yaşanır. Bu yüzden, nevruzun İslam açısından bir mahzuru yoktur. Nitekim halen Türkî Cumhuriyetlerde, İran'da, Irak’ta ve Türkiye’nin Doğu’sunda kutlanan bir şenliktir.
Bediüzzaman Hazretleri de Nevruz gününe ayrı bir ehemmiyet verirdi. Talebelerinden Muhsin Alev bu hususta şöyle bir hatırasını anlatır:
“Üstad gezmeyi, bilhassa bahar ve yaz aylarında kırlarda dolaşmayı çok severdi. Mahlûkatla, mevcudatla baş başa kalıp derin derin tefekkür ederdi. İstanbul’da Nevruz günü kıra giderken bizi de yanında götürürdü. Kırda, 'Bugün mahlûkatın bayramıdır.' diye Nevruz’un önemini bize anlatmıştı. Kırda köpeklere ekmek parçası verip, 'Bugün, bu Nevruz bayramından bu köpeğin bile bir hissesi vardır. Bahar mahlûkatın bayramıdır. Biz de onların bayramına iştirak edelim.' demişti. Çok sevinçli bir hali vardı Nevruz günü..."(Tanıyanların Dilinden, Muhsin Alev)
“Gel, bugün nevruz-u sultanîdir. Bir tebeddülat olacak, acib işler çıkacak. Şu baharın şu güzel gününde, şu güzel çiçekli olan şu yeşil sahraya gidip bir seyran ederiz. İşte bak, ahali de bu tarafa geliyorlar. Bak, bir sihir var; o binalar birden harap oldular, başka bir şekil aldı. Bak, bir mu’cize var; o harap olan binalar, birden burada yapıldı. Âdeta bu hâlî bir çöl, bir medeni şehir oldu. Bak, sinema perdeleri gibi her saat başka bir âlem gösterir, başka bir şekil alır. Buna dikkat et ki o kadar karışık, süratli, kesretli, hakiki perdeler içinde ne kadar mükemmel bir intizam vardır ki her şey yerli yerine konuluyor. Hayalî sinema perdeleri dahi bunun kadar muntazam olamaz. Milyonlar mahir sihirbazlar dahi bu sanatları yapamazlar. Demek, bize görünmeyen o padişahın çok büyük mu’cizeleri vardır.” (Onuncu Söz, Onuncu Suret)
Evet, kışın harap olmuş nebatat ve hayvanatın bahar mevsiminde süratli bir şekilde yeniden ihya edilip imar edilmesi, insanı büyüleyen İlahî bir mucizedir. Ve haşrin güzel ve mükemmel bir numunesi hükmündedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar