Üstad'ın Lügatli Risaleler Hakkındaki Görüşü Nedir?
Değerli Kardeşimiz;
Lügat meselesini öncelikle iki kısma ayırmak gerektiği kanaatindeyiz:
Birincisi: Müstakil Lügat Çalışması:
Bunun en bariz misali, Asa-yı Musa lügatnâmesinin Asa-yı Musa mecmuasının ahirine konulmasını bizzât Üstâd Bediüzzaman Hazretleri istemiş olmasıdır. Mezkûr lügatnâme için Üstâd Bediüzzaman şöyle demiştir:
"Kastamonu'nun Hüsrev'i ve Rüşdü'sü olan Mehmed Feyzi ve Emin'in gönderdikleri benim Kastamonu'da kalan bir kısım risaleler emanetlerini aldım. Size gönderdiğim Asâ-yı Musa'nın lügatnamesini hasta olduğu halde çok güzel ve âlimane yazan, lügatnâmenin başında güzel bir fıkra derceden ve bana da ayrı mektub yazan Risale-i Nur'un ser kâtibi Mehmed Feyzi'nin oraca çok müşkilât ve manialara rağmen, hârika sadakatını ve Nurlar'a faik alâkasını, sarsılmadan imana hizmetini birkaç cihette yapması gösteriyor ki; o küçük bir Hüsrev olduğu gibi, tam bir Hasan Feyzi'dir." (1)
Ayrıca Abdullah Yeğin Ağabey’in lügat hazırlarken Üstad’dan tasdik almasına dair Kamil Acar Ağabey’in hatırasıdır. (2)
M. Said Özdemir Ağabey, İhlas Nur Neşriyat'ta bastığı Osmanlıca Asâ-yı Mûsâ eserinin sonunda bu lügatçe ile birlikte hep basmıştır. Bu durum Said Özdemir Ağabey'in vefatına kadar aynen devam etmiştir. Aynı zamanda Hayrat Neşriyat'ın şu anda bastığı Asâ-yı Mûsâ eserinin sonunda da mevzû bahis lügatçe aynen yer almaktadır.
Bu üç misalden anlaşılıyor ki Üstad Hazretlerinin müstakil lügat çalışmasına dair hususi teşviki bilinmemekle beraber, yapanlara tedbir söylemiş veya bir nevi takdir etmiştir. Bu hususta daha sonra daha da geniş muhtevalı lügatler hazırlanmış ve buna karşı genel olarak sükûti de olsa müsbet yaklaşılmıştır.
Muhâkemât eserinin âhirine lügatin eklenmesi, Üstâd Bediüzzaman'ın vefatı sonrası olmuştur. İlk olarak 1977'te Sözler Yayınevi'nin bastığı Muhâkemât'ın sonunda lügatçe vardır ve sonradan ilave edilen bir kısımdır. Envar Neşriyat'ın 1979 Muhâkemât baskısı, Sözler Yayınevi ile tıpatıp aynıdır. Bu sebeple onun da sonunda ilk baskıda lügatçe vardır. Lâkin daha sonra Envar Neşriyat o son kısımdaki lügatçe olmadan baskıları yapmıştır. Muhâkemât'ın mefhumlarının yüksek olması ve reçetetü'l-ulemâ (âlimler reçetesi) olarak tavsif edilmesinden bu esere mahsus olarak teshil için lügatçe konulduğu hatıra gelmektedir.
İkincisi: Sahifenin altına veya satırların yanına lügatin eklenmesidir.
Bu mevzuda bilinen en net hatıra Hüsnü Bayram Ağabey’e aittir. Şöyle ki:
“Bir gün Üstadımızın huzuruna, Ankara’dan Atıf Ural’la talebeler geldi. Üstadımızdan gençlerin 'Risale-i Nur’u iyi anlamaları için sayfa altlarına kelime anlamlarını, lügatlarını yazsak olur mu?' diye sordular.
"Hz. Üstad, 'Risale-i Nur, yüksek marifet-i İlâhiye dersi veriyor. Risale-i Nur tahkiki, tefekkürî iman dersleri verdiği için, o anda okurken bilemediği kelimeyi öğrenmek için sayfanın altına bakarsa huzuru bozulur, manayı dağıtır, istifade edemez. Feyiz alamaz. Tefekkürî iman derslerinin feyzine ve istifadesine mâni olur. Onun için izin vermiyorum.' dedi."(3)
Bu hatırada sayfa altına lügat izninin olmadığı tasrih edilmiştir. Ayrıca şu izahlar yapılmıştır:
Lügat ilmi alet ilmidir. Risale-i Nurlar ise ulum-u aliyedir. Alet ilimler ile ulum-u âliyenin taallümünün yeri, zamanı ve kitapları farklılık arz etmektedir.
Ulum-u âliyenin tedkiki zamanında lügatin vazifesi öğrenim değil, kullanımdır.
Ulum-u âliyenin çoğu her zaman okunur ve devamı vardır. Lügat ise bir defa öğrenilse genelde kâfi gelir. Dolayısıyla bir defa öğrenilen kelimenin devamlı istifade edilen manalarla beraber bulunmasına pek ihtiyaç duyulmamaktadır.
Cümle içerisindeki kullanıma göre külli bakılabilen bir kelimenin karşılığı denilen kısır bir karşılık, manayı da daraltabilmektedir. Bazen bir kelimenin manasını karşılamak için bir paragraf gerekmektedir.
Bununla beraber bu mevzuu münakaşa konusu yaparak iftiraka meydan vermemeli ve ehl-i fesadın fitnesine bir meydan açmamalıdır. Aksi halde "ﺣَﻔَﻈْﺖَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻏَﺎﺑَﺖْ ﻋَﻨْﻚَ ﺍَﺷْﻴَٓﺎﺀُ" kaziyesine masadak olunacağı muhakkaktır. Yani “Bir şey hıfzettin (muhafaza ettin) amma çok şeyleri kaybettin.”
Lügat çalışması için en uygun şekil kanaatimizce, okuma saatinden farklı bir zamanda kelimenin manaları için hususi vakit ayırıp öğrenmeye çalışmaktır.
Dipnotlar:
(1) bk. Emirdağ Lahikası-I, 168. Mektup.
(2) bk. Şahiner N., Son Şahitlerin Dilinden, Kamil Acar'ın Hatırası.
(3) bk. Hüsnü BAYRAMOĞLU Ağabey Anlatıyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Hz. Üstad, 'Risale-i Nur, yüksek marifet-i İlâhiye dersi veriyor. Risale-i Nur tahkiki, tefekkürî iman dersleri verdiği için, o anda okurken bilemediği kelimeyi öğrenmek için sayfanın altına bakarsa huzuru bozulur, manayı dağıtır, istifade edemez. Feyiz alamaz. Tefekkürî iman derslerinin feyzine ve istifadesine mani olur. Onun için izin vermiyorum.' dedi.
Bu hatırayı anlatıp, lügatlı risaleler, caiz değil, Üstad onay vermemiş diyen güruh o zaman haklı oluyor?
Bence çok ayrıntı bir mesele ama bana da bu denilmişti, Üstadın izni yok diye. Bilgim olmayınca bir şey diyemedim.
Siz ne dersiniz?
https://lugatim.com/s/YATA%C4%9EAN
"Kubbealtı lügatı" adlı İnternet sitesi Osmanlıca kelimeleri detaylıca anlatıyor.
Bu siteden çok defa anlamına bakmışımdır.
Yanlış birşey görmediğimi düşünüyorum ama tavsiye eder misiniz?