"Ve 'Bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez.' diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimaiyeyi terk edip..." Korkusuz Üstad'ımızın "Başa çıkılmaz" demesinin hikmeti nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanların imanı büyük bir tehlike altında iken, Üstad Hazretlerinin siyasetle meşgul olması ve onunla bazı meseleleri halletmesi ve çare bulması âdetullah açısından mümkün değildir. Bu sebeple, birebir insanların imanını kurtarma yoluna girmek hem şartlar açısından hem de tarz ve usul açısından zaruri bir durumdur.

Üstad Hazretleri bu içtimaî hakikati gördüğü için, bütün dikkat ve mesaisini, himmet ve gayretini iman hizmetine teksif etmiştir. Yoksa “Bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez" ifadesi şahsî bir çekince ve korku manasını taşımıyor. Nitekim ondan korkmadığını daha önce şu sözleri ile ifade etmiş:

"Bu parça, meb'uslara ve umum kumandanlara ve ulemalara okutturulmakla, Reisle şiddetli bir münakaşaya sebebiyet verir. Birgün divan-ı riyasette, elli-altmış meb'us içinde, karşılıklı fikir teatisinde, M. Kemal Paşa, 'Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır. Sizi, yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilâf verdiniz.' der.

"Bu söz üzerine, Bediüzzaman, birkaç mâkul cevabı verdikten sonra, şiddetle ve hiddetle iki parmağını ileri uzatarak, 'Paşa! Paşa! İslâmiyette, imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur.' der. Fakat Paşa tarziye verir, ilişemez."(Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 8.874
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)

Ahir zamanda gelecek muzır şahsa karşı, siyaset ile mücadele edilmemesini, hangi hadis işaret eder?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

"Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı âhir zamana ait haberlerin mühim bir kısmını ve Hürriyetten evvel İstanbul’da tevilini söylediği hadislerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür. Ve yine, gelen rivayetlerden, onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan hizbü’l-Kur’ân hakkında, 'O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset canibiyle onlara galebe edilmez; ancak mânevî kılıç hükmünde i’câz-ı Kur’ân’ın nurlarıyla mukabele edilebilir.' tavsiyesine müraatla, Ankara’da teşrik-i mesai edemeyeceği için, kendisine tevdi edilmek istenen meb’usluk, Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye gibi Diyanetteki azalığı, hem vilâyât-ı şarkiye vaiz-i umumiliği tekliflerini kabul etmez. Kendisini fikrinden vazgeçirmek için çalışan ve Ankara’dan ayrılmamasını rica için istasyona kadar gelen bir kısım meb’usların da arzularına uyamayacağını bildirerek Ankara’dan ayrılır, Van’a gider. Ve orada hayat-ı içtimaiyeden uzaklaşarak Erek Dağı eteğinde, Zernabad Suyu başında bir mağaracıkta idame-i hayat etmeye başlar."(1)

"Beşinci Şuâ'nın aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecbûriyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimâiyeyi terk edip yalnız îmanı kurtarmak yolunda vaktimi sarf ettim."(2)

"ÜÇÜNCÜ SUALİNİZ: Dünyanın siyasetine karşı niçin bu kadar lâkaytsın? Bu kadar safahât-ı âleme karşı tavrını hiç bozmuyorsun. Bu safahâtı hoş mu görüyorsun? Veyahut korkuyor musun ki sükût ediyorsun?"

"Elcevap: Kur'ân-ı Hakîmin hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men etti. Hattâ düşünmesini de bana unutturdu. Yoksa, bütün sergüzeşt-i hayatım şahittir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men edememiş ve edemiyor."(3)

Yukarıda verdiğimiz paragraflardan anlaşıldığı gibi; Üstad'ın o dehşetli şahsa karşı siyaset ile mücadele edilemeyeceği mânası, bizzat hadîsten değil, hadîsin manevîve işarî mânasından anlaşılmaktadır. Bu yüzden, siyasetle hizmeti men eden zahir ve açık bir hadîs bulunmuyor. Deccal ve ahir zamanla alakalı hadîslerin, manevî ve işarî cihetlerinde zaten o mâna vardır.

Dipnotlar:

(1) bk.  Tarihçe-i Hayat, İfade-i Meram.
(2) bk.  Şuâlar, On Dördüncü Şua.
(3) bk. Mektubat,  On Üçüncü Mektup.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...